| Yazanlarda |
|
bon sauvage Yönetici


Kayıt Tarihi: 01-Kasim-2009 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 67
|
| Gönderen: 31-Aralik-2009 Saat 01:06 | Kayıtlı IP
|
|
|
Cinsiyet coğrafyasının tampon bölgesi: Intersex
Kişisel bir deneyimin ışığında...
Güney Afrikalı atlet Caster Semenya ve sonrasında ABD'li
pop şarkıcısı Lady Gaga dolayısıyla bu yıl "interseks"
sözcüğüne magazin (!) gündeminde daha önce hiç olmadığı
kadar çok rastladınız. Ama interseks bireyler sadece bir
avuç sansasyonel haber malzemesi değil, aramızdalar,
görünmezler, dilsizler. Queer dünyanın en az sözü edilen
kesimi onlar. Pek çoğu aramızda sıradan eşcinsel ya da
heteroseksüel hattâ evli barklı vatandaşlar olarak
yaşıyor. Oysa ki hemen hemen hepsinin içinde zehir acısı
bir öykü, beyhude inşa edilmiş bir travma yatmakta.
Aslında, bu son cümlem bir varsayım, okuduklarımdan
edindiğim bir izlenim, çünkü bugüne kadar kendimden başka
bir interseks bireyle hiç yüz yüze karşılaşmadım! Belki
de karşılaştım ama birbirimizi bilmeden, herhangi iki
kadın sanarak devam ettik yalnız olduğumuzu düşünmeye.
Ama yaşadıklarımdan yola çıkarak, hepimizin normalizasyon
uğruna ne eziyetlere maruz bırakıldığını çok iyi
biliyorum.
Anlatacaklarımla kendimi ifşa etmek, kendimi döküp
saçmak, insanları ilgilendirmeyen detaylarımı paylaşmak
ya da yeniden hatırlamak amacında değilim. Beni tıkayan,
acıtan şeyleri kusmak, geride bırakmak istediğim için
yazıyorum... ve bir intersex neler yaşar, neler hisseder
bilmenizi istiyorum. Susmak bizi zehirleyen bir şey. Tek
panzehiri ise konuşmak, bizi mahkum eden, bastıranların
üzerine, bunu beceremiyorsak benzerlerimizin üzerine
kendimizi kusuvermek, "ben varım" demek.
14 yaşıma geldiğimde yaşıtlarımın hepsinin menstruasyonu
başlamıştı, neslimizin devamını sağlayacak birer nefer
(!) olarak yumurtlayabiliyorlardı. Bende ise hiç bir
değişiklik yoktu. Götürüldüğüm ilk jinekolog kızlık
zarımın fazla kalın olması nedeniyle kanayamıyor
olabileceğim, araç gereciyle zarı çizerek bunu
halledebileceği ve benzeri şeyler saçmalamıştı. Diğer bir
jinekolog ise yaptığı muayenede klitorisimin normalden
biraz daha büyük olduğunu fark etmiş ve bunu aileme
anlatmış. "Bugüne kadar neden bununla ilgili bir önlem
almadınız? Bu kız evlenince sıkıntı çeker" diye de ailemi
azarlamış. Ardından da tıp fakültesine sevk etmiş
kromozom testi için. Buraya kadar olan kısmı -miş'li
geçmiş zamanda anlatıyorum çünkü ben herşeyden
habersizdim.
Bu ikinci jinekolog ziyaretinden itibaren ben ailem
tarafından çeşitli bahanelerle doktor doktor, hastane
hastane dolaştırılmaya başlandım, neyim olduğunu bilmeden
sürekli sintigrafi, ultrason, kan tahlili gibi her nevi
tanı araç ve yöntemlerinden geçtim. Bu arada tıp
fakültesinde gittiğimiz bir doktor periyodik olarak
memelerimi elliyor, gelişim olup olmadığına bakıyordu!
Gittiğimiz her doktorda, her hastanede, her laboratuarda,
muayene ve uygulamalar esnasında annem ve babam da
yanımda oluyor, ben odaya alınmadan önce insanlarla
fısıldaşarak birşeyler anlatıyorlardı, çoğu zaman bu
fısıltılardan ürküyor, pantalonumu toplayıp sedyeden
kalkarak panik içinde ne konuştuklarını soruyordum.
Düzeltiliyorum (!)
İğneler başladı... Piyasadan toplatıldığı söylenen, zor
bulunan iğneler güç bela bir eczanenin deposundan
çıkartıldı ve uygulandı, ne olduklarını halâ bilmiyorum,
markaları, isimleri aklımda değil, kuvvetle muhtemel
hormondular. Sonra haplar geldi, östrojen ve progesteron.
Ve onca iğneyi, hapı aldıktan sonra nihayet regl oldum,
sadece ilaç kullandığımda meydana gelen, ilacı bir kaç ay
kesince ortadan kaybolan bir kanama. Bu arada, kıllanmayı
durdurucu yan etkisi de olduğu keşfedilen bir kalp
ilacını da kullandım bir süre, bunun üzerimde denenmesi
tıbba katkı sağladıysa ne alâ! Bana bir katkısı olmadı,
zaten kurt adam değildim. Narin bir çocuktum, renkli
elbiselere, oyuncak bebeklere de, oyuncak arabalara da
bayılır, yaramazlıklarımı hiperaktif gösteriler gibi
değil saman altından su yürüten bir üslubla yapardım. Her
zaman içine kapanık, kız ya da erkek arkadaşlara aynı
mesafede duran, yalnızlığı seven bir çocuktum, sokakta
arkadaşlarla top oynamak yerine evde kağıtlara şehir
planlarına benzer garip şekiller çizmeyi ya da atlaslarda
haritaları inceleyip ülke sınırlarını tükenmez kalemle
değiştirmeyi tercih ederdim. İncitilmekten korkar ve
karşıdan bakıldığında görünümümde bir farklılık
olmamasına rağmen farklı olduğumu bir şekilde
hissederdim.
Ergenlik dönemim başlayınca farklılıklarım da yavaş yavaş
görünürleşiyordu. İşte tam o sırada bu iğneler ve haplar
kalınlaşmaya meyilli çocuk sesimi ve kadınlığın tersine
olabilecek bir gelişimi peşinen engelledi. Ama ben müthiş
tedirgindim. Memelerimin ve kalçalarımın neden
yaşıtlarımınki gibi büyüyüp yuvarlaklaşmadığını,
çocukluğumda giydiğim etek ve elbiseleri şimdi neden
sevmediğimi, kız arkadaşlar erkek sevgililerinden söz
ederken, benim okulda sıra arkadaşım olan kızı görünce
neden kalbimin bütün hızıyla çarptığını ve ailemin neden
kanamam için sürekli beni iğne ve haplara boğduğunu
anlayamıyordum. Estetik açıdan pek tercih edilebilir
olmayan kızlar askeri gazinolarda gidip tek başlarına
otururlar, kadın özlemi çeken bir erin onlara yanaşmasını
beklerlerdi. Bana da bunu neden yapmadığım sorulurdu,
zaman zaman çevremdeki erkeklerden gelen teklifleri de
büyük bir ürküntüyle reddederdim.
Liseyi bitirdiğim yıl, 17 yaşımda, ilk cinsel deneyimimi
bir kadınla yaşadım. Karşılıklı istekle başlayan cinsel
ilişki partnerim büyük klitorisimi gördüğünde gidişat
değiştirmiş, tek taraflı denebilecek, garip bir ilişki
yaşanmıştı. Bu durum uzun süre devam edecekti, ilk
deneyimimi paylaştığım kadın beni reddetmeyecek, onu
doyuma ulaştırmamı isteyecek ama bedenime hiç bir zaman
coşkuyla dokunmayacaktı. Sevilmeye değer olduğum
hissinden çok çaresizlik ve yanlışlık hissi veren bir
cinsel paylaşımdı.
Aynı yaz, ailem yumurtalıklarımda kist olduğunu
söyleyerek beni ameliyat olmam gerektiğine ikna etti.
Üniversite sınavına girdikten hemen sonra. Ameliyat
oldum. Gözümü açtığımda yumurtalıklarımın olduğu bölge ve
karnımla birlikte klitorisimin üzerinde de bir bandaj
sarılıydı. Anneme neden klitorisimin de bandajlandığını
sorduğumda "seni sünnet ettirdik" dedi gülümsemeye
çalışarak. Geçirdiğim operasyon görünürde jinekolojik bir
operasyondu ama çocuk cerrahisi koğuşunda bir grup hasta
küçük çocukla birlikte kalıyordum. Ameliyattan önce
formalite gereği sevk edildiğim psikiyatrist "Nasılsın?
İyi misin? Sinema sever misin?" gibi sorular sorduktan
sonra beni başından savdı. Kayda değer tek diyaloğumuz
doğurganlığımın olmayışıyla ilgiliydi, jinekolog böyle
bir şey söylemişti, durumumla ilgili bildiğim tek şey
buydu, çocuk yapamayacaktım.
Görünmez adam
Ameliyat olduğum yazın bitiminde, üniversiteye başladım.
hayatımda ilk defa ailemden ayrı yaşayacaktım. Kafası
karışık, 17 yaşında bir yetişkinken kandırılıp cinsel
organı kesilmiş, hiçkimseyle romantik bir ilişki
yaşamamış, sevilmemiş, kafası fena halde karışık,
insanlardan korkan bir kız çocuğuydum. Üzerimde çok
karikatür bir kadınlık hali vardı. Taklit etmeyi iyi
öğrenmiştim. Ama kapalıydım. Tuhaftım. Çünkü kendimi
tuhaf görüyordum, sevilmeye değer olmadığımı benim de
kendimi sevmeyişimden anlıyordum... Kendimi sevmiyordum
çünkü bir örneğim daha olmadığını, yapayalnız olduğumu,
defolu olduğumu düşünüyordum. Bedenime yapılan
müdahaleler "yanlış" ve "arızalı" olduğumu kazımıştı
bilincime derin bir biçimde. Bunu net bir biçimde ifade
de edemiyordum çünkü nedenini bilmiyordum. Önümde bir
duvar vardı hep, çarptığım. Öğrenci evimiz bir bodrum
katındaydı, tek odalıydı. 4 kişiydik. İlk başlarda
derslere devam etmeye çalıştım, sonra bilmediğim bir güç
beni dibe doğru itti. Okula gitmedim. Ev arkadaşlarım
anlamasın diye her sabah evden çıkıyor, sokaklarda bir
görünmez adam gibi yürüyordum. hayatın içinden geçip
gidiyor, sabahın ve gecenin olmadık saatlerinde her
köşesine girip çıkıyor ama ona dokunamıyordum. Sabahları
dükkan önlerine çıkardıkları hasır taburelerinde çay içen
ya da sokağı yıkayan esnafa selam vermeyi bir gün bile
aklımdan geçiremedim... gece sokakta pankart asan
ardından da hızla polisten kaçan çocuklara laf atmayı çok
istedim, kitapçıda rasladığım kıza gülümsemeyi ya da...
ama yapmadım.
Apartmanların ışıklarına bakar "Hiç bir evde bana yer
yok" diye mırıldanırdım içimden. Yalnızca tren
istasyonları ve kestane ağaçları bana nefes aldırırdı.
Sonra yeni bir dünya yeşerdi içimdeki duvarın dibinde.
Mektuplar yazmaya başladım. Kimisini o sırada Almanya'da
yaşayan, aynı zamanda en yakın arkadaşım olan, -o
zamanlar- aşık olduğum kıza yazıyordum... kimisini de
kendime. Mektuplarda, devrimci bir sevgilim vardı, içgörü
ve duyarlılık sahibi, maceraperest, güçlü bir adam. İri
yapılı, esmer, kıvırcık saçlı. Zaman zaman eylemlerden,
gözaltılardan fırsat bulunca gelip beni buluyor, beni
seviyordu. Aşık olduğum kız bu yalana inanmıştı. Ben hiç
bir zaman inanmadım... ama bundan beslendim. Bir şekilde
ayakta tuttu. Mektuplarda -adı İnan olan- sevgilimin
arkadaşlarıyla da tanışıyordum. Duvarın dibinde gitgide
genişleyen bir çevre edinmiştim! Bu arada ev
arkadaşlarımın gözleri üzerimdeydi, evle pek
ilgilenmiyordum, onlarla da... yazıp duruyordum. Küçücük
eve arkadaşlarını dolduruyorlardı zaman zaman... benle
ilgili konuştuklarını duyuyordum. Bir gün, evde benden
başka kimse yokken, kapı çaldı. İki polis. Mahallede bir
otomobil çalındığını, bununla ilgim olup olmadığını
sordular. Bütün saflığımla "Öğrenciyiz zaten. Arabamız
filan yok ki bizim." dedim. Nerede öğrenci olduğum
vesaire ile ilgili bazı sorular sordular. Sonra yaklaşık
on gün kadar evden çıktığım çoğu zaman onları apartmanın
önünde beklerken gördüm. Konunun artık bir önemi
kalmadığında, çok sonraları, ev arkadaşlarımdan birinin
emniyetteki üst düzey bir tanıdığına benim mektuplardan
söz ettiğini, yasadışı örgüt üyesi bir sevgilim olduğu
şüphesiyle takip edildiğimi öğrenecektim. Ev
arkadaşlarım, bu takipler sonucu, telefonda aileme gün
içinde nerelerde dolaştığımı da anlattılar. Mektuplarda
okuduklarıyla takiplerde gördükleri birbirini tutmamış,
kafaları çok karışmıştı. Hiçkimseyle görüşmüyor,
konuşmuyordum, anlattığım onca arkadaş, onca yasadışı
insan, neredeydiler? Ne zaman görüşüyordum onlarla? Pek
anlam veremeseler de, tuhaf olduğuma kanaat getirdiler ve
okuldan alınıp ailemin yanına geri götürüldüm.
En yakın arkadaşım, aşık olduğum kız da Almanya'dan
dönmüştü. Bizim evde dönüşümle birlikte gerginlik,
şaşkınlık, kaos vardı. Babam, eve gelişimle ilgili tek
yorum yaptı, arkadaşım da yanımdayken bana "Kadın ya da
erkek olmak önemli değil, önemli olan insan olmaktır"
dedi. Ölümüne dek konuyla ilgili başka bir şey de
söylemedi. Bu çok güzel bir cümleydi ama öte yandan da
cinselliğimi yadsıyordu. Annem ve babamın genel tavrı
buydu, bir cinselliğim olmadan, bunu hiç düşünmeden
yaşayabilirim sanıyorlardı. Halâ duvara çarpmaya devam
ediyordum. Kafam sorularla doluydu. Cinsel organımın yeni
şekline de halâ alışamamıştım. Operasyondan sonra kendimi
eksik hissetmeye başlamıştım, kadın olmakla ilgili bir
zorunluluk duyuyor, klitorisimin kesilmesiyle birlikte,
vajinamla ne yapabileceğimi sorguluyordum. Bu bende bir
takıntı halini almıştı. Ameliyat olana dek cinsel doyum
için vajinamı kullanmayı hiç denememiştim, şimdi beni
doyuma ulaştıran uzvum kesilmiş, gereksiz ve yanlış
olduğu söylenmişti. Bende neyin yanlış olduğunu, normal
bir kadın gibi cinsel ilişkiye girip giremeyeceğimi sorup
duruyordum kendime. Kafa karışıklığımın, kendimi kendime
yabancı hissedişimin ayyuka çıktığı bir gün telefonu
açtım ve rastgele bir numara çevirdim. Yarım saat sonra
beni arabasında bekliyordu, şehir merkezinde. Tanımadığım
bir adam. Dağlara doğru yol aldık. Dokunmaya başladı.
Burnu kocamandı. Şehirden iyice uzaklaştığımız ıssız bir
yerde durup eyleme geçmek istedi. Korktum. Ona hiç
dokunmadım. Bana dokunmasına izin verdim ama ilerlemesini
engelledim sonra. Beni geri götürmesini istedim. Yaptığım
şeyin saçma olduğunu anlamam fazla uzun sürmemişti. Adam
eve telefon etmeye başladı sonraki günlerde, sürekli beni
bir arkadaşının çiftliğine çağırıyordu. Korkudan
konuşmayı, yemeyi, gülmeyi unuttum 2 hafta kadar, bitki
gibiydim. Ailemden beni bir psikoloğa götürmelerini
istedim. Yazdığım o mektuplar, hayali sevgili, ardından
telefondan bulduğum yabancı... Ne yapmaya çalıştığımı,
neyim olduğunu anlamak istiyordum artık.
"Erkeksen bana -Sen bir erkeksin- de"
Psikoloğum, sesi yumuşacık, gözleri parlayan, yakışıklı,
dost canlısı bir adamdı. Görür görmez içim ısındı. Tıpkı
doktora gittiğimizde olduğu gibi burada da psikologla
önce annem görüştü, psikoloğun bürosundan ağlayarak
çıktı, ardından ben girdim. Bir kaç ay süren danışma
boyunca üzerinde en çok durduğu şey kendime kadın
partnerler bulmam, kendimi tanımak için kadınlarla daha
çok deneyim yaşamam gerektiğiydi. Bu arada, hayali
sevgilimden söz ettiğim mektupları da okudu, "Bu
mektuplarda anlattığın sensin. Senin içindeki erkek,
olmak istediğin kişi." dedi. İşte bu yeni bir haberdi ama
nedense hiç şaşırmamıştım. Şizofren olmadığımı,
delirmediğimi öğrenince içim rahatlamıştı hem. Tam da o
günlerde, babam emekli oldu ve yaşadığımız şehri bırakıp
annemin memleketi olan küçük ilçeye taşındık. Psikoterapi
yarıda kaldı. Ama ben zaman zaman psikoloğumun olduğu
şehre gitmeye devam ettim. Bu arada, bu kez de ona aşık
olmuştum!
Bunun hayranlıktan öte bir şey olmadığını sonradan
anlayacaktım ama o zaman danışma sürecinde çok işime
yaramıştı bu hayranlık ve aşk. Psikoloğuma duyduğum
güven, onun da bana güvenmesini, beni sevmesini ve benim
için çok çok önemli bir şey yapmasını sağladı. Artık iki
arkadaştık, para da almıyordu benden, çünkü benimle
ilgili bir sorumluluk almaya karar vermişti, psikolog-
danışan ilişkisinin dışında yapmaya karar verdiği bir
şeydi bu, benim o sırada haberim yoktu. Bir gece iki şişe
bira aldırdı bana. Uzun sessizliklerle kesilen bir
diyalog başladı.
Ailemin benden gizlediği bir şey olduğunu söyledi, ailem
bunu benimle paylaşmaması için büyük sözler verdirmiş,
neredeyse onu tehdit etmişlerdi. Bu anlamda yaptığı
meslek ahlâkına aykırıydı ama evrensel ahlâka,
insaniyetine dayanarak bana bunu söylemesi gerektiğini
düşünmüştü. Önce eveleyip geveledi. Bazı espriler yaparak
sorular sormaya çalıştım ben ne söylemek istediğine dair.
Nihayetinde "Erkeksen bana -Sen bir erkeksin- de" diye
bir cümle döküldü ağzımdan. Bunu söylerken üzerimde
siyah, püsküllü bir etek, kırmızı bir bluz vardı, aşık
gözlerle karşımdaki adama bakıyordum... Parçalanmış,
bölünmüş hissettirdi sesim bana kendimi. Ama el
yordamıyla, karanlıkta duvarı görmüştüm iste, sonunda!
Tespitimi onayladı. Sonra anlatmaya başladı, % 88 xy
kromozomu taşıyordum, operasyonda içimden sökülenler
gelişmemiş testislerdi. Aileme büyük öfke duydum. Eve
gitmek istemedim ertesi gün. Ama gittim. Anneme anlattım
öğrendiğimi. Babam da duydu. Beni arabaya alıp uzaklara
götürdü gece. Konuşmak için. Ama tek bir kelime çıkmadı
ağzından, geri döndük.
Panikteydim. İçselleştirilmiş bir transfobiye batmıştım
boğazıma dek, gelecekte erkek olmayı istemekten
korkuyordum! Şimdi geriye dönüp baktığımda, herhalde
dünyanın en saçma korkusu olmalı bu... Erkeksi yanımın
anlaşılmasından, ifade edilmesinden deli gibi korktum
hep. Erkeksi göründüğüm fotoğraflarımdan nefret ettim.
Ama "normal bir kadın" olmaya çalıştıkça da daha derin
sessizliğe gömüldüm, canlılığımı yitirdim, kendimi kayıp
hissettim. Bana bir oyun yazıldı, bu oyunu oynamam
şiddetle belletildi, Stockholm sendromuna tutulmuş gibi
tutundum bu oyuna. Kapı açıktı belki cesur olana ama ben
oyunu kendimi hiçe sayarak sürdürdüm, zincirlerimi uzun
süre kıramadım.
Bir ara bir erkek arkadaşım da oldu. Hermafrodit (bu
terim artık kullanılmıyor) olduğumu gösteren tahlil
sonucu belgesini avcumda buruşturup ağlayarak yanına
gittim bir gün. Konuşamadım, belgeyi kendisi okusun
istedim. Beni sevdiğini, ne olduğumun önemli olmadığını
söyledi. Durumumu ona sakin ve net bir biçimde
anlatamadığım, bundan utandığım için azarladı beni. Ama
hiç bir zaman bir kadını sevdiği gibi sevmedi, ilişkimiz
entelektüel paylaşımın ağırlıklı olduğu bir arkadaşlıktı
daha çok ki bu açıdan ona halâ minnettarım bana
kazandırdıkları için... ama cinselliğimiz sönük ve
yavandı. Ben kadınlara aşık oldum, o da bir kadınla
evlendi sonraları.
Tüm karmaşama ve sorunlarıma rağmen libidom, içsel
coşkum, tutkum, sevebilme cesaret ve yetim her zaman
yüksek oldu. İçimdeki derin belirsizlik, karanlık,
yaşadığım aşkların da bana haddinden fazla acı vermesine
ve insanların bana nasıl yaklaşacaklarını bilememesine
neden oldu. Ben sevildim, bazen çok sevildim hattâ. Ama
kendimi kabul edemeyişim karşımdaki insanların da beni ne
olarak kabul edeceklerini, ilişkiye ne isim koyacaklarını
bilememelerine neden oldu hep. İlişkilerimdeki bu
belirsizlik bana dönem dönem büyük ızdırap verdi,
kendimle olan kavgamı körükledi. Beni askıda bırakan
insanların sevgisini ben göremedim bile, hep birlikte
bana bir isim bulamayışımız travma, güvensizlik, korku
büyüttü.
Tek bedende iki cinsiyet, tek kalpte iki ömürlük
tutku
11 yıldır aynı kadına aşığım. Öyle ki ilk zamanlar onu
bir hafta göremediğimde hastalanıp yatağa düşerdim. Her
zaman yoğun bir dostluğumuz oldu. İlişkimizin geç bir
safhasında cinselliği de paylaştık. Kendim olabildiğim
nadir alanlardan birini açtı bana, bir başkasının ruhunda
içimde tutsak kalmış, bastırılmış ne varsa dört nala
koşturabilmek lüksü azımsanamayacak bir şey. Emek verdik,
dönüştürdük, çoğalttık, manevi anlamda acıktık, susadık,
kanadık, birbirimizi doyurmaya ve yaralarımızı yalayıp
iyileştirmeye çalıştık, çeşitli aşamalardan geçtik. Halâ
onun hayatında dostluk haricindeki hangi bilindik ilişki
şablonuyla, hangi sıfatla yer aldığım belirsiz.
Çerçevesiz, içimizden geldiğinde birbirimizi bulduğumuz,
nereden gelip nereye gittiğimizi birbirimize sormadan
bilebildiğimiz, organik bir ilişki bu. Bunu kabullenmekte
zorlandığım, sahiplenilmeyi istediğim, tökezlediğim,
yorulduğum ve yorduğum zamanlar oluyor, ama bunun benim
seçimim olduğumu bilip şikayet etmemeye çabalıyorum. Onu
tutkuyla sevmeye devam ederken başımdan başka aşk
sarsıntıları da geçti... Çoğu zaman bekledim, sustum,
durdum, çoğu zaman da hiç bilmediğim topraklarda tünel
kazıp neredeyse imkansız yollardan yeryüzüne çıktım.
Yüreğime çok fazla şey sığdırdım.
Hayatımda büyük iz bırakan iki aşk var ki 29 yaş için bu
gayet hatırı sayılır bir yaşanmışlık, kimileri ömrü
boyunca tadamaz aşkı. Biri yukarıda söz ettiğim 11 yıllık
tutku, vefa, sorumluluk, yoldaşlık. Diğeri ise
birliktelik kısmı sadece iki ay süren ama içimde iki
asırlık kapılar açan aşk. Babamı 22 yaşımda kaybettim...
Okulu bırakıp çalışmaya başladım, babamın rolünü
üstlendim. Okuldan döndükten sonra uzun bir dönem iş
hayatına gömüldüm. İşyeri dışında arkadaşım yoktu. Evden
pek çıkmazdım. Bitmek bilmez merakımı ve iştahımı dış
dünyaya değil filmlere ve kitaplara yöneltmiştim.
İnternetten tanıştığım Amerikalı biseksüel bir kadın
yazışmalarımızda bana ailesine nasıl açıldığını anlattı
bir gün. Bu bende bir uyanışın ilk kıvılcımını çaktı. Bir
de "Before Sunset" adında bir film izlemiştim, filmin
kapanış sahnesinde müziğini ve kişiliğini çok sevdiğim
Nina Simone'un adı geçiyordu. Filmdeki kadın (Julie
Delphy) sevgilisine evinde Nina Simone dinletip bir
yandan da Simone'un taklidini yapıyordu. Deli gibi
tükettiğim kültür ürünlerinin bende gömülü kaldığını
düşündüm bu filmin ardından, hiç bir işe yaramadığımı.
oturup ağladım neden benim birlikte Nina Simone
dinleyecek kimsem yok diye. Bildiğim şeyler, okuduğum
kitaplar, dinlediğim şarkılar benle birlikte çürüyecekti
sanki. Bunun gibi ufak uyaranlarla müthiş bir paylaşma ve
varlığımı ifade etme arzusuna kapıldım.
30'uma yaklaşıyordum, daha ne kadar susacak ve ben
yokmuşum gibi davranacaktım? Zavallılığımın farkına varıp
önümde iki yol olduğunu düşündüm; umutsuzca hayatıma son
vermek ya da en yakınımdaki insana, daha doğrusu o sırada
hayatımdaki tek insana yani anneme açılmak. Ne tuhaftır
ki, % 88 erkek kromozomu taşıdığımı bilen anneme ben
romantik ve cinsel anlamda kadınlara ilgi duyduğumu ancak
29 yaşında itiraf edebildim! İşte o geceden sonra
üzerimden büyük bir ağırlık kalktı.
İkiye bölünmüşlüğüm hafifledi, biraz olsun kendime
yaklaştığımı hissettim. Özgürlüğün tadını aldım ufak ta
olsa. Tam o sırada, tam zamanında kız arkadaşımı buldum.
İnternette bir forumdan. beni ilk etkileyen kullandığı
sözcüklerdeki farklı auraydı, zekası ve farklılığı en
sıradan cümlesinden bile bana el sallıyordu. Hemen bir
mesaj attım ona, anlık ileti adresimi ve blogumun
adresini yazdım. Merakımı, iştahımı, zihnimde ve kalbimde
yıllardır sessizce biriktirdiklerimi yazılarımda görsün
ve beni merak etsin istedim. Öyle de oldu. Heyecanla
yanıt verdi mesajıma. O gece yazıştık. Bir iki gün sonra,
serin bir bahar sabahı yanıma geldi. Feribottan indiğinde
kulaklarında halâ kulaklıkları vardı. Beni görünce onları
çıkardı. Yüzünü Lady Diana'ya benzettim ilk görüşte.
Zarif, değişik bir maçoluk vardı tavırlarında. Botları,
kargo pantalonu, kısa saçlarıyla bu uzun boylu, beyaz
tenli, benim gibi yeşil gözlü kadın kendimi bildim bileli
sırtımda taşıdığım "kadın gibi görünmeliyim" kaygımı
tuzla buz ediyor, kafamı karıştırıyordu.
Evdeki uzun muhabbetin ardından, sokaklarda yürüdük
saatlerce, sanki o gelmeden önce yıllardır gülmüyormuş,
yıllardır nefes almıyormuşum. Nihayet odamda birlikte
Nina Simone, hattâ Cassandra Wilson, hattâ sevdiğim diğer
herşeyi dinlediğim biri vardı! Onunla yürürken "ben" diye
bir şeyin varlığını hissediyordum yavaş yavaş. Apar topar
sevgili olduk, birlikte dünyanın en huzurlu, en güzel
uykusunu uyuduğumuz gecenin sabahında. Birbirimize
sığındık. Ruhumuzun tarihini anlattık konuşmadan. Ama ben
şu meşhur duvarların kalıntılarına çarpmaya başladım
yine. Onun bir lezbiyen olduğunu, eğer olduğum gibi
davranır, erkeksi görünürsem beni sevmeyeceğini düşündüm.
Beğeneceğini sandığım o narin, itaatkar ve dişi sevgiliyi
oynamaya çalıştım. Çok güzel şeyler paylaştık, onunla
birlikte pek çok toplumsal ve ailevi engeli cesaretle
aştım, muhafazkarlıklara, bizi kısıtlayacak şeylere kafa
tutmaktan haz aldım, bir yanda feci korktum diğer yanda
alıştım, güçlendim. Ama işler yolunda gitmedi. İkimizin
de kendi geçmişi ile ilgili devasa sorunları, tortuları
ve bunları temizlemek için girmemiz gereken bir süreç
vardı. İlişki ve aşk anlayışlarımız da farklıydı, ben
keyifli, eğlenceli paylaşımların yanısıra gerçek
iletişimin, birbirini tanımanın, acıları ve sıkıntıları
da paylaşmanın gerekliliğine inanıyordum, o ise
eğlenceden çok sıkıntıların ya da fikirlerin, duyguların
paylaşılmasını sorun olarak görüyordu. Bana bir mesajında
şöyle yazmıştı: "Öperek koynuna gireyim bu gece. Tavanda
yakamozlar çakarken konuşmadan anlatalım ruhumuzun
tarihini." Sonraları ne zaman onu "Beni neden bıraktın?"
diye sıkıştırsam "O kadar yoğun şeyler hissetmedim",
"Eğlenmiyorduk", "Sıkılmıştım" gibi yaralayıcı ve
küçümseyen yanıtlar verdi. Birbirimize gerçekten
ruhumuzun tarihini anlattık, hem hiç tanışmıyor hem de
bin yıldır tanışıyorduk aslında, ruhumuzdaki yaraları
biliyorduk çünkü, birbirini tanıyan biz ikimiz değil
yaralarımızdı... o yüzden ben hiç bir zaman onun
gösterdiği bu bahanelere inanamadım, birşeylerden
kaçtığını, birşeylerin elinden gelmediğini, nedenini
aslında bilmek istemediğini, yaşadığımız sevgiye sahip
çıkamamanın onu üzdüğünü sezdim. Ama bununla ilgili onu
yormanın, zorlamanın anlamı yoktu. Ben yanılmış ta
olabilirdim ayrıca, yanılıyorsam da gerçekten yoğun
şeyler hissetmemesi beni yolumdan alıkoymamalıydı, bu
değerimi azaltmazdı, onun sorunuydu.
Kendince haklı yanları da vardı. Ben pek çok açıdan
hayata geç kalmış bir insandım, elimde olmayan
nedenlerle. Ayrıca, taşrada cinsel kimlik sıkıntısı
çeker, rollerden bunalırken, kız arkadaşımın yaşadığı
büyükşehirde ise beni başka bazı sosyokültürel
ötekilikler bekliyor ve zorluyordu. Elbette bu
yaşananların onun cephesinde nasıl yankı bulduğunu pek
bilmiyorum. Kız arkadaşım sevgililik ilişkimizi sona
erdirdiğinde tekrar ve bu kez daha uzun süreli psikolojik
danışma almaya karar verdim. Hayatıma girişi çok parlak
bir ışık getirmişti, o ışık gittiğinde karanlıkta
kalmaktan korktum ve yardım istedim. Bununla birlikte
kendimi tanımaya başladım, parçalarım birbirine yaklaştı,
kendimi kabul etme yoluna girdim. Kendimden korkmamaya
başladım. Bu arada aşk acısı ve ayrılık şaşkınlığıyla
hayatımda hiç yaşamadığım kadar çok cinsel deneyime ve
sosyalleşmeye kaptırdım kendimi bir dönem. Yeni insanlar,
yeni dostluklar geldi ardından.
Büyümek ve var olduğunu hissetmek
Yıllar sonra, tamamen kendi çabalarımla, hiç bir doktorun
yardımı olmaksızın "xy/xo turner mozaisizmi"nin ne
olduğunu öğrendim. Bu, intersexlerde görülen
varyasyonlardan sadece biriydi. Turner sendromu denilen
hastalığın bazı belirtileri turner mozaiklerde de
görülüyor, nispeten kısa boy, hipertansiyon ve bazı
böbrek rahatsızlıklarına eğilim, kemik erimesi riski
gibi. Ama genelde salt turner sendromu olanlara göre
mozaikler çok daha hafif tıbbi sıkıntılar yaşıyor.
Turner mozaiklerin büyük kısmı erkek genital organları ve
erkeksi bir dış görünümle doğarken, sadece %5'lik bir
kısmı da (benim gibi) ağırlıklı kadın genital
organlarıyla ve biraz daha yumuşak vücut hatlarıyla
doğuyor. Her iki durumda da en belirgin ortak noktalar
boyun genelde 1.65 cm.i geçmemesi, normalden geniş, yassı
meme uçları ve hormon replasmanı yapılmadığı takdirde
osteoporoz (kemik erimesi) riski. Bir kadın xy/xo mozaik,
bedeninin iç kısmında yer alan, mikroskobik boyutta, çok
az gelişmiş testislere, bilindik xx kadınlarınkinden
epeyce büyük ama yine de penis boyutuna ulaşmayan (penis
gibi penetrasyon ya da idrar ve başka fonksiyonları
olmayan, diğer klitorisler gibi çalışan) bir klitorise,
bir rahim ve vajinaya sahiptir. Operasyonla müdahale
edilen gelişmemiş, içerlek testisler ve büyük
klitoristir. Turner mozaikler diğer intersexler içinde
daha az rastlanan ve neredeyse "unutulmuş" denilebilecek
bir grup. Turner mozaisizmi ile ilgili İngilizce'de
oldukça az bilgi kaynağı var, Türkçe'de ise neredeyse hiç
yok. Her anlamda kendinizi yalnız hissediyorsunuz bu
durumda.
Doktorlarla ilgili hiç parlak bir geçmişim yok, ailemin
bilgisi olmadan yalnızca bir jinekoloğu görebildim yıllar
önce. Bana bilgi vermesini istedim ama tek söylediği
"Vajinan 13-14 yaşında bir çocuğunki kadar dar. Östrojen
içmezsen ileride vajinal kuruluk yaşarsın" gibi şeylerdi.
Şimdi rahat konuşabileceğim, bana maymun muamelesi
yapmayacak, ciddiye alacak, net konuşacak bir
profesyonelden bu konuda yardım almak istiyorum, tıbba
olan güvensizliğimi aşıp. Ciddi bir sağlık sorunum yok,
tek istediğim net bilgi ve kemik erimesine karşı bazı
önlemler.
Bu anlattıklarımın içinde yer bulamadığım, hikayeyi fazla
uzatacak başka şehirler, okullar, insanlar da bıraktım
ardımda. Artık tam anlamıyla tatmin edici olmasa da
kendime yetecek maddi kaynağı sağlayan bir işte
çalışıyorum, kendi evimde tek başıma yaşıyorum, beni
yalnız bırakmayan arkadaşlarım var. Küçük bir şehirde
umulmadık biçimde kendi benzerlerimden, beni anlayan
dostlarımdan mütevazı bir çevre ördüm kendime, evimi bu
çevre için özgür ve manevi bir sığınak yapmaya
çalışıyorum. İstanbul'da da arkadaşlar, dostlar edindim,
eşcinsel ve intersex hakları için daha çok çalışabilmek
istiyorum, fırsat buldukça İstanbul'daki dostlarımla bunu
tartışıyorum. Artık fotoğraflarıma bakınca kendimi
"yakışıklı" buluyor, bedenimi ve ruhumu el üstünde
tutmaya, kendimi başkalarının söyledikleri üzerinden
değil kendi duyularımla algılamaya çalışıyorum. Hiç bir
zaman sığ, ilgisiz bir insan olmadım; edebiyatla,
müzikle, bana keyif veren ve ufkumu genişleten şeylerle
olanaklarım dahilinde ilgilenmeye devam ediyorum.
Yazılarım ve şiirlerim bazı edebiyat dergilerinde
çıkıyor. Antenlerimi açık tutmak umudumu tazeliyor,
hayata tutunmamı sağlıyor.
Toplumun genelinden farklı cinsel kimliğe sahip her
insanın yaşadığı günlük hayat zorluklarını ben de
yaşıyorum ama bunlarla baş etme konusunda güçlenmeye
çalışıyorum. Mağazaların erkek reyonlarından giyinmek,
unisex deodorantlar bulmak, kadın kuaförünü istediğiniz
saç şekline ikna etmek, eve giren çıkan eşcinsel
arkadaşları çevrenin meraklı bakışlarından korumak,
neredeyse bütün kişisel tercihler ancak bir mücadele
sonucunda ortaya konulabiliyor. Şimdilik toplumsal
anlamda lezbiyen bir kadın kimliğiyle yaşamayı sürdüren
ama aslında kendini bir cinsiyet üzerinden tanımlamayan,
cinsel yönelimini de "insan sevici" olarak ifade etmeye
çalışan, queer kavramına sempatiyle bakan bir intersex
bireyim. Şu an için erkek olmayı seçmek ya da kadın
toplumsal rolünün gerekliliklerini yerine getirmek
istemiyorum ama günün birinde (toplumsal cinsiyete
muhalif bakışımı koruyarak) cinsiyet değiştirmeyi
seçebileceğim ihtimalinden de korkmuyorum. Bir kendini
dinleme, isteklerini keşfetme yolculuğundayım. Bu
yolculuk bazı olanaksızlıklar ve engellerle kesilmedikçe
beni eninde sonunda bir yere çıkaracaktır.
Belki okuyanlara yeterli tıbbi ve teorik bilgi veremedim,
sonuçta bilimsel anlamda bu işin uzmanı ben değilim. Ama
kişisel deneyimimi aktarmamın daha değerli bir bilgi
olduğunu düşünüyorum, okuyacağınız tıbbi makalelerde bir
intersexin aşık olduğunda neler hissettiğini
bulamayabilirsiniz. Bundan sonraki en önemli
isteklerimden biri, benim yaşadıklarımıza benzer
sıkıntıları yaşayan diğer intersekslerle buluşup bu
sıkıntıları paylaşmak ki inanıyorum oralarda biryerlerde
odasının soğuk duvarları arasında sıkışmış, sessiz,
duvarların öğüttüğü başkaları var... Yalnız olmadıklarını
keşfetmeyi bekliyorlar.
Belgin İnan
__________________ "Konustugumuzda, sesimizin duyulmayacagindan ya da yanlis anlasilmaktan korkuyoruz. Sustugumuzda yine korkuyoruz. Öyleyse konusmak gerek. Sessizligimiz bizi korumayacak." Audre Lorde
|
| Yukarı Dön |
|
| |
lilith noir Yönetici


Kayıt Tarihi: 07-Aralik-2007 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 819
|
| Gönderen: 01-Ocak-2010 Saat 20:53 | Kayıtlı IP
|
|
|
Birşey söylesem "dışarıdan" olacak gibi hissediyorum.
Tüm bunları böyle gerçek kelimelerle anlatabilmiş olmak,
bunlarla başedebilmiş olmak kadar çok şey demek...
__________________ feministsfuckbetter!
|
| Yukarı Dön |
|
| |
noirviolet Yönetici


Kayıt Tarihi: 11-Aralik-2007 Gönderilenler: 879
|
| Gönderen: 03-Ocak-2010 Saat 15:34 | Kayıtlı IP
|
|
|
sevgili belgin...
bence bu yazını kaos gl'ye yollamalısın.. daha farklı daha
çok insan okusun...
hatta amargi ve başka dergiler de olabilir...
neden olmasın??
çok değerli paylaşımların herkes için...
__________________ vahsi doga benim evim..
|
| Yukarı Dön |
|
| |
bon sauvage Yönetici


Kayıt Tarihi: 01-Kasim-2009 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 67
|
| Gönderen: 03-Ocak-2010 Saat 16:18 | Kayıtlı IP
|
|
|
gönderdim... hattâ yazıyı kaos'u düşünerek yazdım. ama
yayınlamadılar halâ ben yazımı gönderdikten sonra
başka bir sürü yazı yayınladılar, benimki halâ yok sitede.
şikayet eder gibi görünmek istemiyorum, sabırla
beklemekteyim. bir sebepten yayınlamak istemiyor
olabilirler, onu da anlarım, ama mailime yanıt verselerdi
hiç değilse. neyse, biraz daha bekleyeyim de, bir kıpırtı
olmazsa tekrar irtibat kurarım.
__________________ "Konustugumuzda, sesimizin duyulmayacagindan ya da yanlis anlasilmaktan korkuyoruz. Sustugumuzda yine korkuyoruz. Öyleyse konusmak gerek. Sessizligimiz bizi korumayacak." Audre Lorde
|
| Yukarı Dön |
|
| |
hikayeci Üye


Kayıt Tarihi: 05-Kasim-2009 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 39
|
| Gönderen: 03-Ocak-2010 Saat 22:50 | Kayıtlı IP
|
|
|
dürtüklemekten çekinme derim ben. çok fazla yazı geldiği için sıraya da koyuyor olabilirler.
|
| Yukarı Dön |
|
| |
demirlilith Üye


Kayıt Tarihi: 11-Aralik-2007 Ülke: İspanya Gönderilenler: 6
|
| Gönderen: 04-Ocak-2010 Saat 14:01 | Kayıtlı IP
|
|
|
cok guzel, cok icten paylasımın icin cok tesekkurler, bir çırpıda okudum...
__________________ Demirlilith
|
| Yukarı Dön |
|
| |
noirviolet Yönetici


Kayıt Tarihi: 11-Aralik-2007 Gönderilenler: 879
|
| Gönderen: 04-Ocak-2010 Saat 16:56 | Kayıtlı IP
|
|
|
dün gece kaos'tan aldığı mail ile yazısının birkaç güne
kaos'ta çıkacağını duyururuz sisterpower'ın
__________________ vahsi doga benim evim..
|
| Yukarı Dön |
|
| |
noirviolet Yönetici


Kayıt Tarihi: 11-Aralik-2007 Gönderilenler: 879
|
| Gönderen: 06-Ocak-2010 Saat 19:02 | Kayıtlı IP
|
|
|
evet belgin inan'ın yazısı kaos gl'de de okunabilir...
öhmm, elinize sağlık lilith kardeşimiz
http://kaosgl.org/icerik/cinsiyet_cografyasinin_tampon_bolg
esi_intersex
__________________ vahsi doga benim evim..
|
| Yukarı Dön |
|
| |
bon sauvage Yönetici


Kayıt Tarihi: 01-Kasim-2009 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 67
|
| Gönderen: 07-Ocak-2010 Saat 00:56 | Kayıtlı IP
|
|
|
destek veren bütün cadılarıma teşekkür ediyorum :D
cadıoğlanımız hikayecimize bana verdiği cesaret için daha
da bir özel teşekkürler ve sevgiler kaos'u dürten
noirviolet cadısına da teşekkür iyi ki varız!
__________________ "Konustugumuzda, sesimizin duyulmayacagindan ya da yanlis anlasilmaktan korkuyoruz. Sustugumuzda yine korkuyoruz. Öyleyse konusmak gerek. Sessizligimiz bizi korumayacak." Audre Lorde
|
| Yukarı Dön |
|
| |
bon sauvage Yönetici


Kayıt Tarihi: 01-Kasim-2009 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 67
|
| Gönderen: 07-Ocak-2010 Saat 00:57 | Kayıtlı IP
|
|
|
gerçekten, hikayeci'nin beni güzel güzel kaktırması, gaza
getirmesi olmasa bu yazı bitmeyebilirdi... sağolsun
__________________ "Konustugumuzda, sesimizin duyulmayacagindan ya da yanlis anlasilmaktan korkuyoruz. Sustugumuzda yine korkuyoruz. Öyleyse konusmak gerek. Sessizligimiz bizi korumayacak." Audre Lorde
|
| Yukarı Dön |
|
| |
noirviolet Yönetici


Kayıt Tarihi: 11-Aralik-2007 Gönderilenler: 879
|
| Gönderen: 07-Ocak-2010 Saat 18:57 | Kayıtlı IP
|
|
|
hepimiz hikayelerimizi susmadan devam ettikçe anlatacaz...
biz hepsiyiz, "o biçim"iz ve buradayız
__________________ vahsi doga benim evim..
|
| Yukarı Dön |
|
| |
carpe diem Üye


Kayıt Tarihi: 08-Eylül-2009 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 18
|
| Gönderen: 25-Ocak-2010 Saat 13:53 | Kayıtlı IP
|
|
|
Yazini tekrar okuyup, paylasim icin sadece tesekkürün yetersiz oldugunu düsündüm. Bu yuzden pek yapmadigim bir seye, daha net yazmaya ihtiyac duydum.
Yazidaki "benim derdim ne?" sorusuna cevap ararken icine dusulen saskinlik duygusu cok elle tutulurdu. Sozcukler o kadar gercekti ki, sanki uzansam dokunabilecekmisim hissine kapildim. Sonrasinda saskinligin aciya donusmesi an benim icin cok onemli... Kendini hicbir yere ait hissedemeyen biri ancak "Hicbir evde bana yer yok!" diyebilirdi. Bunun uzerine bir de, kimlik sorgulamalarindan net bir sonuc cikaramayip, kadinlari taklit etmeyi ogrenmeni okudugum anda, icim dugum dugum olmustu. Donup dolasip yine bu sayfada takili kalmam da gerceklik duygusunu burada yakalamis olmaktan kaynakli sanirim.
Bu arada bir itiraf... Bu yaziyi link vererek "Hicbir evde bana yer yok!" basligiyla uye oldugum bir L/B listede paylastim. Kaos sitesinde de paylasildigi icin sorun olmaz diye dusundum ama umarim sorun olmaz.
Son söz olarak yine teşekkürler...
|
| Yukarı Dön |
|
| |
bon sauvage Yönetici


Kayıt Tarihi: 01-Kasim-2009 Ülke: Turkiye Gönderilenler: 67
|
| Gönderen: 25-Ocak-2010 Saat 20:00 | Kayıtlı IP
|
|
|
ben teşekkür ederim. yazıyı paylaşman sorun değil, hattâ
ilgine sevindim. aslında bu başlığa son yazdığımız bir
iki mesaj silinmiş, sebebini anlayamadım, teknik bir
sorun olmuş sanırım. forumdaki ilk ve tek mesajını benim
için yazdığını görüp teşekkür etmiştim sana.
carpe diem Yazdı:
Yazini tekrar okuyup, paylasim
icin sadece tesekkürün yetersiz oldugunu düsündüm. Bu
yuzden pek yapmadigim bir seye, daha net yazmaya ihtiyac
duydum.
Yazidaki "benim derdim ne?" sorusuna cevap ararken
icine dusulen saskinlik duygusu cok elle
tutulurdu. Sozcukler o kadar gercekti ki, sanki uzansam
dokunabilecekmisim hissine
kapildim. Sonrasinda saskinligin aciya donusmesi an benim
icin cok onemli... Kendini hicbir yere ait hissedemeyen
biri ancak "Hicbir evde bana yer yok!" diyebilirdi. Bunun
uzerine bir de, kimlik sorgulamalarindan net bir sonuc
cikaramayip, kadinlari taklit etmeyi ogrenmeni okudugum
anda, icim dugum dugum olmustu. Donup dolasip yine bu
sayfada takili kalmam da gerceklik duygusunu burada
yakalamis olmaktan kaynakli sanirim.
Bu arada bir itiraf... Bu yaziyi link vererek "Hicbir
evde bana yer yok!" basligiyla uye oldugum bir L/B
listede paylastim. Kaos sitesinde de paylasildigi icin
sorun olmaz diye dusundum ama umarim sorun olmaz.
Son söz olarak yine teşekkürler... |
|
|
__________________ "Konustugumuzda, sesimizin duyulmayacagindan ya da yanlis anlasilmaktan korkuyoruz. Sustugumuzda yine korkuyoruz. Öyleyse konusmak gerek. Sessizligimiz bizi korumayacak." Audre Lorde
|
| Yukarı Dön |
|
| |
|
|