Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  Forumu AraArama  YardımYardım
  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
İbret-i Alem
 Lilith Kolektifi : İbret-i Alem
Konu Konu: yürüyüş dergisi LGBTTyi sapkın ilan etti Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Mesaj << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
noirviolet
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 11-Aralik-2007
Gönderilenler: 879
Gönderen: 03-Ocak-2010 Saat 22:18 | Kayıtlı IP Alıntı noirviolet

yürüyüş dergisi ne demiş?? LGBTT sapkınlık...


Direnemeyen Çürüyor


• "Kahrolsun Faşizm, Güler Zereler'e Özgürlük" diye
yürüyoruz bir tarafta.
• "Güler Zereler Ölsün! Yaşasın Cinsel Özgürlük" diye bir
sloganla çıkıyorlar karşımıza.
• Devrimcillik ve çürümüşlük tarih sahnesinde karşı
karşıya geliyor. Devrimcilik geleceğe, çürümüşlük,
bataklığa yürüyor.

"Hasta tutsaklar ölebilir bize göre cinsel sapıklığın söz
hakkı daha önemlidir"

"Güler Zere'ye ve Hasta Tutsaklara Özgürlük!" mücadelesi,
mütevazı bir zafer armağan etti halkın mücadelesine.
Türkiye solu, bu mücadelede, birlik konusunda olumlu bir
sınav verdi. Tek bir pankartın arkasında haftalarca
yürüyebildik. Fakat Türkiye solunun giderek kangrenleşen
zaafları, çürüyen yanları, bu olumluluğun daha uzun süre
sürdürülmesine ve geliştirilmesine engel oldu.

"Meleklerin cinsiyetini tartışmak" deyimini hemen herkes
duymuştur. Çok hayati sorunlar bir yanda dururken, boş
tartışmalarla uğraşanlar için kullanılır. Ne yazık ki,
haftalardır Hasta Tutsaklara Özgürlük için oluşturulmuş
platformda böyle bir durum vardı.

Onlarca tutsak vardı ağır hasta.

Gün gün ölüme gidiyorlardı.

Fakat birileri "Hasta tutsaklara özgürlük platformu"nda
bir araya gelenler, "lezbiyenlerin, eşcincellerin,
biseksüellerin, transseksüellerin..." karar hakkını
tartışıyorlardı. Saatlerce ve günlerce hem de.

Biliyoruz; bu satırlar, bu durum, kendine devrimciyim
diyen, devrimci tutsaklara gönülden bağlı olan her
devrimci tarafından kabul edilemez görülecek, bu
satırları okuyan her devrimcinin yüreğinden bir öfke
kabaracaktır.

Fakat işte çürüme böyle birşeydir. Çürüyen, devrimcilerin
kaygılarını, öfkelerini, coşkularını paylaşamaz artık.
Onun başka "dertleri" vardır.

Tartışmanın özü, kendilerine "LGBTT" adını veren bir
cinsel sapkınlık grubunun devrimcilere dayatılmasıydı. Bu
grup, Güler Zere'ye ve hasta tutsaklara özgürlük
eylemlerine katılan bir gruptu. Güler Zere ve tüm hasta
tutsaklar için için halkın tüm kesimlerini birleştirme
perspektifiyle hareket ettik. Bu çerçevede de söz konusu
grubun katılımına da özel bir itirazımız olmadı. Ancak bu
grup, "karar alma mekanizması"nda yer almak istediğinde
buna itiraz ettik. Çünkü eşcinselliği, bir cinsel
sapkınlığı böyle bir platform içinde meşrulaştıramazdık.
Kuşkusuz bu sorun ekonomik, siyasal, ahlaki, kültürel
boyutlarıyla ayrıca ele alınabilir; ama tavrımızın
anlaşılması açısından kısaca belirtelim.

Eşcinsellik bir cinsel sapkınlık ve hastalıktır.
Kapitalizm, cinselliği, aşkı sadece bir haz duygusuna
indirgemiş ve bunu teşvik ederek sapkınlığı kanıksattırıp
yaygınlaştırmaktadır. Bu sorun, kapitalizmin insanı
kendisine, doğaya ve değerlerine yabancılaştırmasının
ürünlerinden biridir. Bu, alkışlanacak, meşrulaştırılacak
bir şey değildir; kişisel bazda tedavi edilmeli, ama daha
önemlisi, ekonomik, sosyal, kültürel koşulların
değişmesiyle, eşcinselliğe ve benzeri sapkınlıklara zemin
hazırlayan koşullar yok edilmelidir.

Bunun ötesinde, devrimciler elbette, kapitalizmin ezdiği
kullandığı tüm kesimler gibi, eşcinsellerin ezilmesine,
kullanılmasını da karşı çıkar. İkincisi, bu kesimler
eğer, anti-emperyalist, anti-kapitalist mücadeleye
katılmak isterlerse, buna engel olmaz. Ama burada esas
olan, karşımıza cinsel kimlikleriyle değil, siyasi
nitelikleriyle çıkmalarıdır.

Hasta tutsaklar platformunda, bu sapkınlık kimliği
dayatılmıştır ve devrimciler de bu dayatmaya prim
vermemiştir. Ve ilginçtir, bu noktada LGBTT'den çok,
birazdan adlarını sayacağımız siyasi hareketler ve
gruplar, dayatmayı sürdürüp, platformu dağıtmayı
hedefleyen bir bozgunculuğa dönüştürdüler.

Çürüme fışkırıyordu adeta solun çeşitli kesimlerinden.

Hasta tutsakları zulmün elinden çekip almak için
tartışmak, mücadeleyi geliştirmek, buna yoğunlaşmak
yerine nerdeyse her toplantı bu tartışmaları yaptılar.

"Devrim" yapma iddiasıyla kurulduğunu söyleyen, lafta
kendilerine olmadık misyonlar biçen siyasi hareketler,
partiler, çevreler, sözü edilen cinsel sapkınlığı karar
alma mekanizmasına kabul etmediğimiz gerekçesiyle birer
birer ayrıldılar platformdan.


Neden gittiler?
Nereden gittiler?

Platform, hasta tutsaklar için oluşturulmasına karşılık,
birgün olsun hasta tutsaklar için neler yapılabileceğini
tartışmayanlar, platformu eşcinsellerin haklarının
tartışıldığı bir tartışma kulübüne çevirme sorumsuzluğunu
sergilediler.

Bu sorumsuzluğa ve çürümeye prim vermeyeceğimizi
gördükleri andan itibaren, bu konuyu, zaten artık
sürdüremedikleri, bir iki kişiyle bile katılabilecek
mecali gösteremedikleri platformdan ayrılma bahanesi
yaptılar.

EHP (Emekçi Hareket Partisi), 8 Aralık'ta yapılan
toplantıda "LGBTT' nin söz hakkının olmadığı yerde
kendilerinin de söz haklarından feragat edeceklerini ve
destekleyen kurum olacaklarını ..." açıklayarak
platformdan ayrıldı.

EHP, bu tartışmayı haftalarca platformun gündemine
taşıyan konumundaydı. Adeta platformda sapkınlığın
avukatlığını üstlenmişti.

Çarpıklık ve çürüme öylesine boyutlara ulaşmıştır ki,
hasta tutsakların özgürlüğü için kararlar alan bu
platformda, EHP temsilcisi kendi "cinsel kimliğini"
açıklamayı normal görüyordu. Türkiye solunda siyasi
hareketlerin oluşturduğu bir platformda sanırız ilk kez
böyle bir şey oluyordu, çürüme gemi azıya almıştı çünkü.

Bu, devrimciliğin bittiği, sorumsuzluğun, çürümenin kendi
çürümüşlüğünü her yana yaymaya kalkıştığı noktadır.
Ölümle yarışan, bir kısmı ağır kanser hastası olan hasta
tutsaklar, "Cinsel kimliği"yle platformu meşgul eden
EHP'nin umurunda bile değildi. Ve Türkiye solu buna izin
vermeyecektir.

Aynı toplantıda SFK (Sosyalist Feminist Kollektif) "bunun
cinsiyet ayrımcılığı" olduğunu ileri sürerek platformdan
çekildi.

Bu tartışmaları takiben de, Türkiye solunda cinsel
özgürlük pespayeliğini ilk dile getirenlerden olan
Sosyalist Parti ve aynı anlayışın başka bir temsilcisi
olan Sosyalist Demokrasi Partisi ve Amargi adlı grup,
"cinsiyetçi bir tutum" ve benzeri diyerek, platformdan
AYRILDIKLARINI açıkladılar. İHD İstanbul Şubesi de bu
eleştirilere katıldığını açıkladı. Keza EKD (Emekçi
KadınlarDerneği) de bunun, (yanlış anlaşılmasın, cinsel
sapkınlığın temsilcilerinin yaptıklarının değil,
devrimcilerin yaptığının) "cinsiyetçilik" olduğunu ileri
sürerek, "kendilerinin yeniden değerlendireceğini,
bileşen olup olmamayı yeniden düşüneceklerini" açıkladı.

Sorunu "insan hakları ihlali" olarak görüp, cinsel
sapkınlığı platforma dayatıp, devrimcilere "insanlık
dersi" vermeye kalkışanlar, zulmün gün gün ölüme
götürdüğü insanlar karşısında ise bir gram bile
sorumluluk duymuyorlardı.

NEREDEN çekip gittiler? Hiçbir bahane bunu gizleyemez:
Her biri ölümle yüz yüze olan tutsakları, zulmün elinden
çekip almak için mücadele edilen bir platformdan
ayrılmışlardır.

Peki NEDEN gittiler; onun cevabı da ortada: kapitalizmin
teşvik ettiği bir sapkınlık için...

Tavırlarının anlamını şöyle özetleyebiliriz: Cinsel
sapkınlığa özgürlük, hasta tutsaklara ölüm!

Özü budur.

Bu pespayeliği bir "tavır" diye, politika diye
savunanlara önerimiz şudur: gidin, hapishanelerde ziyaret
mahallerinde, faşizmin gün gün öldürdüğü hasta
tutsakların karşısına çıkın ve deyin ki, "Cepheliler,
eşcinsellerin, sapkınlıkların, yozlaşmanın karar
mekanizmasında yer almasını kabul etmediği için biz sizi
ölüme terkediyoruz... Siz ölün, eşcinseller özgür olsun!
"


Bu ayrım, tarihe direniş destanları
armağan edenlerle, taciz tartışmalarında boğulanların
ayrımıdır

Lenin, Rusya'da Çarlığın devrimci mücadeleyi ezdiği 1907-
1910 yıllarını "Gericilik yılları' olarak adlandırır ve
bu yılların özelliklerini şöyle tasvir eder:

"Yılgınlık, moral bozukluğu, bölünmeler, dağınıklık,
döneklik. Politika yerine pornografi. Felsefi idealizme
doğru artan bir eğilim görülür; karşı-devrimci ruh
hallerinin kılıfı olarak mistisizm." (Sol Komünizm'in
Çocukluk Hastalığı, syf:18)

Yenilgi yıllarında, dünün keskin sosyalistleri, devrim
davasını bırakıp, halkın çektiği acıları unutup, legalizm
bataklığına yönelip burjuvazinin kuyruğuna takılırlar.

Bir yanda "bir avuç Bolşevik" mücadeleyi geliştirmeye
çalışırken, devrim iddiasını kaybedenler, hergün biraz
daha çürürler.. Dine yönelme, bilimden uzaklaşma,
cinsellik yaşamın köşe taşları haline gelir.

Biz de yaşadık bu tabloyu. 12 Eylül sonrasının ortaya
çıkardığı ideolojik savurulma ve yozlaşma tablosu, benzer
bir tabloydu.

Bugün hasta tutsaklar platformundan ayrılan SP, SDP ve
benzeri başkaları, daha işte o zaman "cinsel özgürlük"
adına burjuvazinin empoze ettiği sapkınlığın sözünü
etmeye başladılar. Gazetelere verdikleri röportajlarda,
eşi içeride tutsak olan birinin dışarıda başkalarıyla
birlikte olabileceğini, bunun normal olduğunu söylemeye
başlamışlardı. Platformda üst perdeden ahkam kesenler,
bunlar unutuldu sanıyorlarsa, yanılıyorlar.

Daha o zamanlarda başlayan çürüme bugün kokuşma
noktasındadır, platformda açığa çıkan budur.

O zaman da çürümenin başlangıcı, cunta karşısında
direnememekti. Halkı cuntanın faşist saldırıları
karşısında yüzüstü bırakıp kaçanlar, hapishanelerde
cuntaya karşı direnemeyenler, ideolojik olarak burjuva
düşüncelerine sarıldılar, legalizm bataklığını o günden
büyütmeye başladılar ve o günden bugüne mücadeleden hızla
uzaklaşanlar, ideolojik, ahlaki, kültürel olarak
çürüdüler, halka her gün biraz daha yabancılaştılar.

Bugün cinsel sapkınlığı tartışma konusu yapıp, dayatıp,
mücadeleye sırtını dönenler, bunun sonucudur.

Çürüme o hale gelmiştir ki, Türkiye solunda belki de
dünya solunda ilk kez, bir siyasi harekette "cinsel
taciz" nedeniyle ayrılıklar yaşandı. Devrimciler, tarihe
başka ilkler armağan ederlerken, çürümeyle hesaplaşmak
yerine onu meşrulaştıranlar, tarihe başka "ilk"ler
sunuyorlardı. "Cinsel taciz" tartışması nedeniyle bir
ayrılık yaşayan Sosyalist Demokrasi Partisi ve Sosyalist
Parti, hatırlanacağı gibi, hasta tutsaklar platformundan
ayrılanlardan ikisidir.

SDP ve SP, tarihe armağan ettikleri bu "ilk" üzerinde
düşünüp, "biz ne yaptık, ne yapmadık ki, cinsel taciz
gibi bir pespayelikten bölündük." diye muhasebe
yapacaklarına, halen cinsel sapkınlığa söz hakkı
tartışması yapıp, devrimcilere akıl veriyorlar.

Sorunun kendi açılarından bir ilke sorunu olduğunu
söylüyorlar. Hangi ilke? Cinsel tacizleri meşrulaştırma
ilkesi mi? Hangi ilke? Hasta tutsakları ölüme terketme
ilkesi mi? İlke tartışması yapanların haline bir bakmak
yeterlidir.

Söz konusu olan ise tüm sorumluluklarını bir kenara
bırakıp, eşcinselliği tartıştırmaktır. Sözkonusu kişiler,
siyasi kişilik ve kimlikleriyle o platforma ve eylemlere
geldiklerinde bir sorun yoktur. Sorun, sapkın cinsel
kimliğin dayatılmasındadır. O kimliğin siyasi
hareketlerle aynı düzeyde karar alma mekanizmasına
sokulmak istenmesindedir. Ülkemizde gerçek anlamda "kan
gövdeyi götürürken", yanıbaşlarında linç saldırıları
sürerken, hapishanelerde tecrit devam ederken, binlerce
işçi sokağa atılıp açlığa terkedilirken ve hasta
tutsaklar ölüme her gün biraz daha yaklaşırken, onlara
göre bunların hiçbir önemi yoktur.

Sonuç olarak, platformu terkedenler, "hasta tutsaklar
ölebilir, bize göre cinsel sapkınlığın söz hakkı daha
önemlidir" demişlerdir. Onca gerekçenin örtemediği gerçek
budur. Bir siyasi hareket olarak, "parti" olarak, bu
ülkede devrim, iktidar iddiasında bulunanların bu
aymazlığı, Türkiye solunun onur gurur değil, utanç
sayfalarına yazılacaktır. Devrimci, sosyalist olma
iddiasında olan kimsenin yarın savunamayacağı bir
tavırdır.

Tüm bu siyasi hareketlere önerimiz şudur: eğer
partilerinin, örgütlerinin adlarında belirtilen sıfatlara
hala bir saygıları, bağlılıkları varsa, bu çürümenin,
yozlaşmanın daha ilk unsurlarının ortaya çıkmaya
başladığı andan itibaren sorgulamaya başlamalarıdır.
Direnmemek çürütür. Türkiye solunda, ilk büyük çürüme, 12
Eylül karşısında direnemeyen kesimlerde ortaya çıktı.
İkinci olarak, 1990'ların infazlar, kaybetmeler ortamında
legalizme sığınanlar, çürümenin ikinci kesimini
oluşturdular. 2000 Ekiminde başlayıp 19 Aralık katliamı
sonrasında daha da keskinleşen saldırı ve direniş
sürecinde direnemeyenler de, çürüme kulvarına üçüncü bir
kesim olarak katılmışlardır.

Bu gidişata dur demelidir sol. Dur demenin yolu,
muhasebeden, özeleştiriden, ama en başta emperyalizme ve
oligarşiye karşı direniş saflarına dönmekten geçer.

Bu direniş sadece politik değil, ideolojik, kültürel,
ahlaki her boyutta bir direniştir. 12 Eylül'den bu yana,
sol sadece polisiye bir saldırı altında değil, çok yoğun
bir ideoljik, kültürel saldırı ve kuşatma altındadır ve
politik olarak direnmekle, bunlara karşı direnmek bir
biriyle bir bütündür. Bunlara bütün olarak
direnemeyenler, devrimci çizgide tutunamazlar.

Nitekim tutunamıyorlar.

Devrimci çizgide kalabilmek için, tek çare, her alanda,
her konuda direnmektir.

Çürümenin panzehiri budur.

Sorunu "insan hakları ihlali" olarak görüp, cinsel
sapkınlığı platforma dayatıp, devrimcilere "insanlık
dersi" vermeye kalkışanlar, zulmün gün gün ölüme
götürdüğü insanlar karşısında ise bir gram bile
sorumluluk duymuyorlardı.

2010.01.03




__________________
vahsi doga benim evim..
Yukarı Dön Göster noirviolet's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: noirviolet
 
lilith noir
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 07-Aralik-2007
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 819
Gönderen: 03-Ocak-2010 Saat 23:42 | Kayıtlı IP Alıntı lilith noir

yarısından sonra okuyamadım bu ortodoks kusmukları!

nerdesiniz be siz, en son 60larda kadın özgürlüğü için
kendini parçalayan kadınlara karşı-devrimci diyordunuz,
şimdi onun da gerisinde, yönelimlere "sapkınlık" dediğiniz
bir yerdesiniz..

Güler Zere'yi bile cinsiyetsiz bir devrimci olarak
gördüğünüz sürece sizin için anlamlı, kadın olarak görmek
haşaaa!

__________________
feministsfuckbetter!
Yukarı Dön Göster lilith noir's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: lilith noir Ziyaret lilith noir's Ana Sayfa
 
bon sauvage
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 01-Kasim-2009
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 67
Gönderen: 04-Ocak-2010 Saat 00:39 | Kayıtlı IP Alıntı bon sauvage

zırvalık, ikiyüzlülük... soğuk hücre evlerinde, sabahın
3lerinde, 4lerinde hemcins yoldaşların ısınmak için çay
ve sigaradan başka neler paylaştıklarını herkes çok iyi
bilir. aslında yorum yapmak bile gereksiz. şu yukarıdaki
yazıda anlatılanlar devrimcilik filan değil, düpedüz
örümcek kafalılık.

bilirsiniz martin luther king afroamerikan siyasi
mücadelesini işçi sınıfı mücadelesiyle birleştirmek
istediğinde öldürüldü. dışarıdan birileri güçlenmemizi
istemediği için bizi bölüyor, içimizden birileri de bu
tuzağa düşüyor... öteki konumundaki bir kitlenin
başkalarını ötekileştirmesi kadar korkunç bir şey yok!

__________________
"Konustugumuzda, sesimizin duyulmayacagindan ya da yanlis anlasilmaktan korkuyoruz. Sustugumuzda yine korkuyoruz. Öyleyse konusmak gerek. Sessizligimiz bizi korumayacak." Audre Lorde
Yukarı Dön Göster bon sauvage's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: bon sauvage Ziyaret bon sauvage's Ana Sayfa
 
noirviolet
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 11-Aralik-2007
Gönderilenler: 879
Gönderen: 05-Ocak-2010 Saat 14:20 | Kayıtlı IP Alıntı noirviolet

yürüyüş dergisine leziz bir cevap... bakınız bu blog'a..


insanseverlere-
karsi.html">http://umitilgin.blogspot.com/2010/01/gotseverle
r-insanseverlere-karsi.html


__________________
vahsi doga benim evim..
Yukarı Dön Göster noirviolet's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: noirviolet
 
lilith noir
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 07-Aralik-2007
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 819
Gönderen: 05-Ocak-2010 Saat 22:41 | Kayıtlı IP Alıntı lilith noir

bende mail grubunda gördüm, nefisss yazı

ya buraya link verince açılmıyor, adresi kopyalayıp bi
deneyin arkadaşlar:
http://umitilgin.blogspot.com/2010/01/gotseverler-
insanseverlere-karsi.html

__________________
feministsfuckbetter!
Yukarı Dön Göster lilith noir's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: lilith noir Ziyaret lilith noir's Ana Sayfa
 
noirviolet
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 11-Aralik-2007
Gönderilenler: 879
Gönderen: 08-Ocak-2010 Saat 10:59 | Kayıtlı IP Alıntı noirviolet

LGBTT Hakları Platformu'ndan Açıklama

Perşembe, 7 Ocak, 2010
Haber: Kaos GL

“LGBTT Hakları Platformu olarak, toplumsal muhalefetin
önemli alanlarından biri olan Hasta Tutsaklara Özgürlük
Platformu'nda LGBTT örgütlerinin eşit haklarla
bulunmalarına yapılan itirazları kaygıyla izliyoruz.”


Konuyla ilgili, LGBTT Hakları Platformu’nun yaptığı
açıklama şöyle:

Hasta Tutsaklara Özgürlük Platformuna Dair LGBTT İnsan
Hakları Platformu Açıklaması

LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transseksüel)
Hakları Platformu olarak, toplumsal muhalefetin önemli
alanlarından biri olan Hasta Tutsaklara Özgürlük
Platformu'nda LGBTT örgütlerinin eşit haklarla
bulunmalarına yapılan itirazları kaygıyla izliyoruz.

Biz, LGBTT örgütlere yönelik bu itirazı, ister sosyalist,
ister gelenekselci yapıda olduğunu iddia eden kesimlerden
gelsin, "kendine benzemeyeni anlamaya çalışmayan” bir
nefret söylemi olarak değerlendiriyoruz. Eşcinsellerin
“hasta” olarak damgalanarak alt sınıf insan olduklarına
ilişkin düşünüşe tahammülsüzlük gösterilmezken, lezbiyen,
gey, biseksüel travesti ve transseksüeller sömürüldükleri
alanları ifşa etme çabalarında özne olduklarında ve
toplumsal sorunlarla özne olarak katılmak istediklerinde
tahammülsüzlük ortaya çıkmıştır. Dahası bu kesimler LGBTT
gruplar çalışmaya katılmak istedikleri halde, çalışmayı
bölmeye çalışmakla suçlamış, böylelikle diğer grupları
eşcinsellere karşı kışkırtmaya çalışmışlardır.

Sömürü düzenlerinde sömürenler, zaten sömürülenlerin yok
olmasını değil, onların aşağı olduklarını kabullenmiş bir
şekilde yaşamalarını beklerler. Bu tartışmada da bazı
gruplar kendilerinden görmedikleri cinsel yönelim ve
kimliklerin ezilmelerine kendilerinin de karşı
olduklarını, ancak gey, lezbiyen, biseksüel, travesti ve
transseksüellerin hastalıklı oldukları için bir özne
olarak eyleyemeyeceklerini dayatmaktadırlar. Oysa
sömürülen her birey, öncelikle kendisi için en can yakıcı
sorununun çevresinde örgütlenmeli, özne olmalı ve bu
bilinçle diğer toplumsal sorunlar için ortak eylemlere
dayanışma içinde girmelidir. Bu yüzden eşcinsellerin var
oluş sebebinin her ne olduğu düşünülürse düşünülsün, eğer
en azından eşcinsellerin sömürülmesine ve hatta
öldürülmesine karşı olunması gerektiğine yönelik bir
anlayış zaten mevcut ise, geniş toplumsal çalışmaların
zayıflaması; insanca yaşam hakkı için mücadele eden
eşcinsellerle yan yana durmaktan utananların
sorumluluğundadır.

Teorik olarak, Marksist kuramın temel metinlerinde
eşcinselliğin kapitalizmin bir ürünü olduğuna dair bir
yorum yoktur. Kimi gruplar yaydıkları nefret söylemini,
eşcinselliğin kapitalizmin bir ürünü olduğu ve insanın
kendine ve doğaya yabancılaşması sonucu ortaya çıktığı
iddiasıyla meşrulaştırmaya çalışmaktadır.

Kapitalizm ve eşcinsellik ne tarihte birbiri ile ilgili
bir şekilde ortaya çıkmıştır, ne de birinin ortadan
kalkması bir diğerini ortada kaldırabilecek bir etki
alanına sahiptir. Kendi cinsine aşık olma ve cinsel
yakınlık hissetme ya da kendini biyolojik bedeninin
cinsiyetine ait hissetmeme duygusu, üretim yapısı ya da
emek sömürüsünü ortadan kaldırarak dönüştürülemez. Çünkü
cinsel ilgi ve aşk üretim alanı ile ilgili kavramlar
değildir. Her ne kadar emek ve üretim hayatta önemli yere
sahipse de, yegane değerleri ifade etmez. Cinsiyetleri ve
bedenleri her ne olursa olsun, iki bireyin birbirine olan
aşkı ve cinsel ilgisi, bireylerin ve toplumların bedensel
yeniden üretiminden daha fazlasını ifade eder.
Cinselliğin ve aşkın tek amacı üretim, yani çocuk yapmak
değildir.

Ancak elbette eşcinseller de emekleri üzerinden yeniden
üretim süreçlerine dahildirler. Herkes gibi eşcinseller
de ürettikleri üzerinde söz hakkına sahip olmadıklarında
emeklerine yabancılaşırlar. Tam da bu anlamda esas
yabancılaşma, zorla evlendirilip çocuk üretmeye zorlanan
eşcinsel bireylerin yaşadığı deneyimdir. Çünkü bir insanı
üretme üzerinde söz hakları yoktur. Sosyalist olduğu
iddiasıyla çıkan nefret söylemi, burada düzenin çekirdek
burjuva ailesi üzerinden devamını sağlamaya çalışan
tutuculuğun rüzgârını arkasına alarak, eşcinselliğin
bireyin kendisine ve doğaya yabancılaşması olduğunu iddia
etmektedir. Oysa eşcinsellik hem hayvanlarda hem
insanlarda kapitalizmin öncesinde ve sonrasında doğanın
içinde her yerde ve her dönemde sık sık karşımıza çıkar.
Eğer insanın kendisi doğaya yabancı bir kavram değilse,
eşcinsellik de aynı derecede doğaya yabancı değildir ve
doğal halin bir parçasıdır. Bunu görmeyi reddetmek
iktidar ilişkilerinde bulunulan konuma göre değişen bir
tercihtir. Tarihsel olarak kendi cinsine cinsel yakınlık
hissetme ve aşık olma ya da kendini doğduğu biyolojik
bedenin cinsiyetine ait hissetmeme pek çok kültürde ve
ekonomik yapıda izine rastlanan olgulardır. Kapitalizm
sanayi devrimin ardından 19. yüzyıl itibariyle
yükselmiştir. Oysaki eşcinsellik olgusunun milattan
önceden beri var olduğu, eski Yunan tarihçesi, Osmanlı
belgeleri, Kur’an ayetleri gibi insanlığın binlerce
yıllık tarihçesinde yer alan bilgilerden anlaşılmaktadır.
Eşcinselliği kapitalizmle ilişkilendirmek, insanlık
tarihini görmezden gelen bir cehalete işaret eder.

Örneğin transseksüelliğin her kültürde izine rastlamak,
bu davranış biçimi bireyin üzerinde ve bedensel ifade
biçiminde görünür olduğu için kolaydır. Henüz bedenine
müdahalede bulunmamış transseksüeller ile birlikte
eşcinsel kadın ve erkekler ise biraz daha farklı bir
deneyim yaşarlar. Hak mücadelesi veren etnik grupların,
dini grupların ya da kadınların aksine, eşcinsellerin
çoğu zaman dış görünüşlerinden ve davranışlarından
eşcinsel olduklarını anlamak zordur. Dolayısıyla
eşcinseller doğup geliştikleri çevrede kendi benzerlerini
bulup dayanışma içinde kendi ve duygu ve deneyimlerini
kolayca tanımlayamazlar. Böylece sömürülme biçimlerini
anlayamaz, kendi kimliklerini adlandıramaz ve
küçük/kırsal topluluklarda yok sayılırlar. Ancak
şehirlerin kitlelerce insanı birbirine
yakınlaştırmasıyla, eşcinseller kendileri gibi
eşcinsellerle tanışıp kendilerini sömüren yapıyı
tanımlamış, politik bir mücadele oluşturabilmişlerdir.

Eşcinsellik özenilerek, öğrenilerek edinilen bir davranış
biçimi değil, tıpkı bütün diğer insan duygu ve istekleri
gibi, karmaşık zihinsel, bedensel ve sosyal süreçlerin
sonucudur. Eşcinseller bugün her toplumda bütün etnik,
dini, sınıfsal eksenleri kesen bir azınlıktır ve bu
yüzden sömürüye açıktırlar.

Türkiye'de cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği politikası
yapan pek çok örgüt, kendi cinsiyeti her ne olursa olsun
cinsel ve zihinsel olgunluğa sahip kadın ya da erkeklere
cinsel ve duygusal ilgi duymanın doğal olduğunu ve
doğduğu bedenin biyolojik cinsiyeti her ne olursa olsun,
bireyin kendi zihinsel ve duygusal ihtiyaçları
doğrultusunda bedenin cinsiyetini yeniden belirlemede
bireyin kendi karar hakkı olduğunu savunur. Ancak bu
örgütler öldürülen, linç edilen, iş verilmeyen ve insan
yerine konulmayarak her türlü şekilde sömürülen gey,
lezbiyen, biseksüel, travesti ve transseksüel (LGBTT)
bireylerin haklarını korurken, kendi deneyimlerinden
doğru sömürü sistemlerine karşı geliştirdikleri anlayışla
ve elbette ki özgürleşmenin tek başına olamayacağının
bilinciyle kapitalizme, militarizme ve ayrımcılığın her
türüne karşı söz üretir ve bu konuda güçleri yettiğince
toplumsal muhalefetin yanında dururlar.

Nasıl her işçi sosyalist değilse, her
eşcinsel/transseksüel de bir eşcinsel örgütün içinde yer
almayabilir. Bu anlamda yanı başınızda eşcinseller var
olsa dahi, onları tanımayabilirsiniz. Ancak "Halk"
dediğimiz bütünün içinde her kültürden işçi, memur, ev
kadını, esnaf eşcinselin de olduğunu da unutmadan,
dayanışma içinde politikalar kurma ümidiyle...

LGBTT Hakları Platformu


__________________
vahsi doga benim evim..
Yukarı Dön Göster noirviolet's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: noirviolet
 
potash
Üye
Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 23-Haziran-2009
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 3
Gönderen: 09-Ocak-2010 Saat 14:01 | Kayıtlı IP Alıntı potash

ic-mihrak'tan anlamli bir cıkartma:

http://icmihrak.blogspot.com/

 



__________________
potash
Yukarı Dön Göster potash's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: potash
 
flywithme
Üye
Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 21-Mayis-2009
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 55
Gönderen: 10-Ocak-2010 Saat 09:41 | Kayıtlı IP Alıntı flywithme

sosyalistlerden bir kez daha soğudum yazık

__________________
transgender content
Yukarı Dön Göster flywithme's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: flywithme
 
noirviolet
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 11-Aralik-2007
Gönderilenler: 879
Gönderen: 10-Ocak-2010 Saat 12:04 | Kayıtlı IP Alıntı noirviolet

ellerine sağlık da iç mihrak'ın... başka bir mail
listesinde kinky imam'ın işaret ettiği bir konu var: iç
mihrak'ın işinde... cinsiyet ayrımcılığı değil cinsel
yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı yaşanmıştır. yani
LGBTT olmak 3. bir tür olarak algılanmıyorsa (!!!) tüm
cinsiyetlerden LGBTTler ayrımcılığa ve nefret söylemine
maruz kalmıştır yürüyüş dergisinin tavrında, yazısında...

erkek dergi yerine de maşist demesini, heteropatriyarkal
demesini daha uygun bulurdum bir de... sonuçta erkek
düşmanlığı değil ayrımcılığı serimlerken kendimizi
konumlandırdığımız yer. (eleştirmeksizin tersine çevirme
hep sorun yaratıyor, plumwood'un toprağı bol olsun...)


__________________
vahsi doga benim evim..
Yukarı Dön Göster noirviolet's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: noirviolet
 
potash
Üye
Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 23-Haziran-2009
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 3
Gönderen: 10-Ocak-2010 Saat 14:46 | Kayıtlı IP Alıntı potash

Noirviolet, soylediklerine tamamen katiliyorum.

yuruyus'e verilen her turlu tepkiyi burada paylasmamiz

iyi oldugu icin cikartmayi gorunce hemen linkini yazmak

istedim ama cok cok haklisin, yeniden duzgun bir bakis

acisiyla irdeleyince cikartmanin pek de anlamli olmadigi

apacik goruluyor. "erkek dergisi" ve "cinsiyet ayrimciligi"

ibareleri cok rahatsiz edici gercekten. tepki ortaya koyarken

karsi oldugunu iddia ettigin soylemleri yeniden uretiyorsan

yaptigin is pek anlamli olmuyor. Dikkatin icin tesekkur ederim,

sevgiler

ha, bir de arada bosluk birakmadan yazmayi beceremedim yahu!



__________________
potash
Yukarı Dön Göster potash's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: potash
 
noirviolet
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 11-Aralik-2007
Gönderilenler: 879
Gönderen: 10-Ocak-2010 Saat 20:42 | Kayıtlı IP Alıntı noirviolet

merci.. ama dediğim gibi ilk bakışta benimd e gözümden
kaçmıştı.. kinky imam'a teşekkür ederiz aslında..

__________________
vahsi doga benim evim..
Yukarı Dön Göster noirviolet's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: noirviolet
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce Giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide