Martha A. Ackelsberg
1991
Ispanyol Iç Savasiyla ayni anda süren kadin mücadelesinin tarihçesini tutan Anarsist Devrim ve Kadinlarin Kurtulusu, isçi sinifi kadinlarinin devrimdeki ve özgür toplumdaki yerlerini almalarin saglayacak kadinlarin özgüçlenmesinin temeli olarak, kadin topluluklarinin ve toplumsal cinsiyete özgü deneyimlerin önemi üstüne odaklaniyor.
Madrid ve Barcelona'daki bir grup kadin tarafindan 1936'da kurulan Mujeres Libres (Özgür Kadinlar) kadinlarin, "kadinlar, üreticiler ve cahiller olarak üç kat kölelestirilmesi"nden kurtulmalarina adanmis bir örgütlenmeydi.
Bu brosür, yeni ve daha iyi bir dünya için mücadele eden her kisiye israrla tavsiye edilen, Martha Ackelsberg'un Free Women of Spain: Anarchism and the Struggle for the Emancipation of Women kitabinin ilk bölümüdür.
"Cumhuriyet geldiginde pek çok insan mahkumlari kurtarmak için hapishanelere hücum etti, ben de gittim. 'Abajo la politica! (Kahrolsun siyaset!), Abajo la Guardia Civil! (Kahrolsun Sivil Muhafazlar!) ... ve diger bir sürü kahrolsunlar' diye bagiran birisi vardi. Ve ardindan söyle bagirdi, 'Viva la anarquia!' (Yasasin Anarsizm!). Ve o zaman 'Iste bir anarsist' diye düsündüm. Iste bu benim anarsistlerle ilk karsilasmamdi --ve hiç de kötü bir insana benzemiyordu. Hos bir yüzü vardi."
Soledad Estorach
"Insanlar bize 'çocuklar, nerede vaftiz edildiniz?' diye soruyorlardi ve biz de onlara 'Biz vaftiz edilmedik' diyorduk. 'Ne kadar kötü, zavalli kizlar! Bu kadar güzel çocuklar' --çünkü biz alti güzel (saglik açisindan) kiz ve bir oglan kardestik-- 'Tanrisiz büyütülmüsler, aynen köpekler gibi!' [diyorlardi]. Ve biz de onlara "Hayir, asil siz köpekler gibisiniz, çünkü sizin bir efendiye ihtiyaciniz var [diyorduk]."
Enriqueta Rovira
________________________________________
ANARSIST DEVRIM VE KADINLARIN KURTULUSU
Tüm biçimleriyle tahakküm --ister hükümetler, isterse dini kurumlar veya ekonomik iliskiler tarafindan icra edilsin-- anarsistlere göre, tüm toplumsal kötülüklerin kaynagidir. Anarsizm pek çok sosyalist gelenekle birlikte ekonomik tahakkümün radikal bir elestirisini ve toplumun daha esitlikçi bir temelde ekonomik açidan yeniden yapilandirilmasi gerektiginde israr etse de, devletin, hiyerarsinin ve genel olarak otorite iliskilerinin bagimsiz bir elestirisini gelistirerek Marksist sosyalizmin ötesine geçer. Sosyalistler tüm tahakkümün köklerini ekonomik isbölümünde görürken, anarsistler iktidarin [erkin] kendi mantiginin oldugu ve yanlizca ekonomik iliskilere dikkat çekerek ortadan kaldirilamayacagi konusunda israr ederler.
Anarsizm, toplumdaki hiyerarsik ve yapilanmis [yerlesmis] tahakküm iliskilerini ve itaat etmeyi yikmayi hedefler. Ayni zamanda her kisinin bir birey olarak degerlendirildigi; saygi gösterildigi, esitlige, karsilikliliga ve karsilikli etkilesime dayanan bir toplum yaratmayi amaçlar. Bu toplumsal görüs, araçlarin amaçlarla tutarli olmasi gerektiginde; insanlarin gelecegin toplumuna yöneltilemeyeceginde, onu kendi baslarina yaratmalari gerektiginde, böylece de kendi yetenek ve gizil güçlerinin [ing. capacity] farkina varacaklarinda israr eden bir toplumsal degisim kurami ile birlesir. Hem ideal toplum görüsü hem de bu topluma nasil ulasilacagi kurami konusunda, anarsizmin günümüz feminizmine sunacagi çok sey vardir. Anarsistlerce yapilan tahakküm iliskileri analizi, kadinin toplum içindeki konumunu anlamak ve kadinlarin kosullarinin diger ezilen gruplarin kosullariyla iliskilendirmek için oldukça verimli bir model sunar. Araç ve amacin birligi ile ezilenlerin gücüne vurgu yapan bir toplumsal degisim kurami, mevcut pek çok sosyal devrimci hareketin kuramlariyla --ve mevcut pratiklerin çoguyla-- çarpici bir karsitlik içindedir.
Dahasi, hem Ispanya'daki hem de Avrupa ve ABD'deki baska yerlerde bazi ondokuzuncu yüzyil anarsist yazar ve eylemcileri, kendilerini özellikle kendi toplumlarindaki kadinlarin ezilmesine adamislar; insanligin tamamen kurtulusu için yanlizca kapitalizmin ve otoriter siyasi kurumlarin yikilmasinin yeterli olmadigini, dahasi [bunun için] kadinlarin kültürel ve ekonomik bagimliliginin --evin hem içinde hem de disinda-- yikilmasini gerektirdiginde israr etmislerdir. Örnegin, 1872 gibi erken bir tarihte Ispanya'da düzenlenen anarsist kongre, kadinlarin evde ve isyerinde erkeklerle tamamen esit olmasi gerektigini açiklamisti.
Ancak ne ondokuzuncu yüzyil boyunca ve yirminci yüzyilin basinda Ispanya'da ve Avrupa'daki diger yerlerde gelisen anarsizm kurami, ne de Anarko-sendikalizmin Ispanya'daki pratigi kelimenin tam anlamiyla esitlikçi olabilmisti. Her ne kadar pek çok yazar kadinlarin kurtulusunun anarsist proje açisindan öneminin ve kadinlarin [anarsist] hareket için öneminin farkindaysa da, pek azi bunu en birincil [sorun] olarak görür. Tüm Avrupa çapindaki sosyalist hareket için oldugu gibi, birçok anarsist için de kadinlarin ikincil konuma getirilmesi [ing. subordination] meselesi, en iyisinden, isçilerin kurtulusunun ardindan gelen bir mesele, "devrim sabahinda" çözülecek bir problem olarak degerlendirir.
Mujeres Libres'in kurulusu, hem hareketin kadinlara verdigi sözü yerine getirmesini saglamak için meydan okumak, hem de kadinlarin hareket içinde ve toplumun genis [yapisi] içindeki konumlarini gelistirmek amaciyla kadinlarin kuvvetlendirilmesini saglamak için, Ispanyol anarko-sendikalist hareketi içinde yer alan kadinlarin çabasini temsil etmektedir. Kurucular, hareketin kadinlari [harekete dahil etmekte] ve kadinlari ilgilendiren meseleleri yeterince ele almakta basarisiz olmasindan hayal kirikligina ugramislardi; ama yine de hareketin kadinlarin gerçek kurtulusunu basarmak için [geçerli] tek çerçeveyi [ing. context] olusturdugu konusunda emindiler.
Benim bu kitaptaki amacim yanlizca Mujeres Libres'in bakis açisinin ne oldugunu belirginlestirmek ve bunun günümüz feministleri ve toplumsal degisim aktivistleri için uygunlugunu incelemektir. Ancak bunu yapmak için, öncelikle bunu --aynen Mujeres Libres'den kadinlarin yaptigi gibi-- anarko-sendikalist kuram ve pratigin içine yerli yerine koymamiz gerekir. Bu kisimda, Ispanyol anarko-sendikalist hareketinin kuramsal arka planini olusturan Ispanyol anarsist ve "komünalist-anarsist" gelenek içinde yer alan diger yazarlarin çalismalarini inceleyecegim. Benim amacim, onlarin, kadinlarin ikincil konuma getirilmesi konusuna yaklasimlarini, hiyerarsi ve tahakküm konusundaki elestirilerini, ve kadinlarin ezilmesiyle ilgili endiselerini radikal toplumsal dönüsüm kuramiyla tam olarak bütünlestirmeleri sürecine iliskin anlayislarini aydinlatmaktir. Ancak ayni zamanda bu analizlerdeki belirgin bosluklari; --anarsist kuramin özünün tahakküm iliskilerinin çok yönlü ve karmasik oldugu hakkindaki bariz farkindaligina karsin-- defalarca kadinlarin ikincil konuma getirilmesine erkek isçilerin özgürlestirilmesinden daha az öncelik verilmesini incelemek istiyorum. Mujeres Libres programinin nasil etkin bir sekilde o dönemin anarko-sendikalizminin zayifligini vurguladigini; ve Ispanyol anarko-sendikalist kuram ve pratiginin hem elestirisini hem de genisletilmesini teskil ettigini göstermenin temellerini, Mujeres Libres'in program ve eylemlerinin bu kavramsallastirilmasi ortaya koyacaktir.
Ben burada Ispanyol anarko-sendikalist tahakküm ve ezilme analizleri, esitlikçi toplum görüsü ve --özellikle de kadinlarin konumu baglaminda-- güçlendirme süreci üstüne odaklanacagim. Bu meseleler üstüne kuramsal düzeyde yapilacak bir inceleme, Kisim 2'de ele alacagim Mujeres Libres'in anarko-sendikalist hareketi içindeki kökenlerinin tarihsel anazi için sahne arkasi ve bir karsi durus noktasi olarak hizmet edebilir. Aslinda, anarsistlere göre, bu baglamda kuram ve pratik birbirinden oldukça güç ayird edilebilir. Bu kisimda tartisacagimiz kuramsal konumlar tarihsel mücadeleler baglaminda gelistirilmistir, ayni zamanda da bu mücadelelerin gelismesine yardim etmislerdir. Ben burada bunlari sadece analitik amaçlarla birbirinden ayiriyorum.
TAHAKKÜM VE IKINCIL KONUMA GETIRILME [ing. subordination, alta siralanma, boyun egme]
Anarsist görüsler, siyasi, toplumsal ve ekonomik olarak esitlikçidir. Anarsist toplum, politik ve toplumsal olarak hükümetsiz, kurumsallasmis hiyerarsik iliskilerin veya otorite kaliplarin olmadigi bir toplumdur. Anarsistler, insanlarin kendilerini gereksinimler temelinde örgütleyip biraraya gelebileceklerini iddia ederler, yani bireyler veya küçük gruplar toplumsal bir faaliyeti baslatabilir; ve merkezi siyasal koordinasyon yanlizca zararli degil ayni zamanda da gereksizdir. Bir durumu yönlendirme veya emretme hakki veya otoritesi, görev ya da konumlarin bazi insanlarin ayricalikli erisimine veya digerlerinin sistematik olarak dislanmasina yol açmamalidir. Son olarak, anarsistler insanlarla oldugu kadar çevreyle de tahakküm içermeyen iliskilere kendilerini adamislardir. Anarsistler doganin fethedilmesine degil, onunla (mümkün oldugu kadar) uyumlu bir sekilde yasamanin yeni yollarini gelistirmeye odaklanmislardir.
Bati'daki belli basli düsünürlerin neredeyse hemen hemen hepsi toplumsal düzenin liderligi, hiyerarsiyi, ve özellikle de siyasi otoriteyi gerektirdigini varsaymistir. Pek çogu toplumsal yasamin --özellikle karmasik bir toplumda-- ikktidar ve otorite yapilari olmaksizin var olamayacagini öne sürer. "Toplum, insan davranisini düzenleyen normlar demektir", ve normlar ise onlari uygulayacak güce [iktidara] sahip otoriteleri gerektirir. Biraz daha degisik bir biçimiyle, toplumsal sözlesme kuramcilari --ahlaki seçim için gerekli ön kosul olan-- istikrarli bir toplumsal düzen yaratmak için siyasi bir otoritenin gerekli oldugunu iddia etmislerdir. Toplumsal hareket kuramcilari, ayri ayri bireylerin uyumlu bir birlik olusturmasi ve onlara bir dogrultu kazandirilmasi için güçlü bir kisinin (veya kisilerin) gerekli oldugunu savunurlar. Örgütlenme, böylece bazi kisilerin emir vermesini; ve geriye kalanlarin ise --ister "iyi vatandaslar", isterse "iyi devrimciler olarak"-- bunlari kabullenmeye ve yerine getirmeye hazir olmalarini gerektirir.
Anarsistler ise buna karsilik, resmi hiyerarsilerin yanlizca zararli olmadiklarini ayni zamanda da gereksiz oldugunu; ve toplumsal hayati daha esitlikçi bir sekilde örgütlemenin yollari, alternatifleri oldugunu öne sürerler. En önemlisi, sosyalistlerle ve son zamanlarda da feministlerle beraber, anarsistler insan dogasinin toplumsal bir yapi [toplumsal olarak yapilandirilmis] oldugunda israr ederler: insanlarin davranis tarzi, herhangi bir dogustan gelen mizaçtan [ing. inherent nature] ziyade içinde yetistirildikleri/yetistirildigimiz kurumlarin bir ürünüdür. Resmi hiyerarsik otorite biçimleri pekala mücadele etmek amaciyla tasarlandiklari kosullari yaratabilir: hükümetler düzensizligi korumak yerine, onu yaratan ana nedenlerden birisidir. Hiyerarsik kurumlar, katilanlar arasinda yabancilastirilmis ve sömürücü iliskileri besler, insanlari güçsüzlestirir ve onlari giderek kendi gerçekliklerinden uzaklastirir. Hiyerarsiler bazi insanlari digerlerine bagimli kilar; bagimli olanlari bagimliliklari için suçlar, ve ardindan da daha fazla otorite uygulamayi gerekçelendirmek için [ezenlerin] bu bagimliligi kullanmalarini saglar.
Pek çok Ispanyol anarsisti, toplumda kadinlarin mevcut ikincil konumunu, toplumsal kurumlarin bagimli kisiler yaratma konusundaki gücünün bir örnegi olarak gösterir. Kadinlarin dogasi ve kadinlarin gelecegin toplumu içindeki uygun rolü hakkinda Ispanyol anarsistleri arasinda pek çok [farkli] görüs olsa da, pek çok anarsist Ispanyol toplumunda kadinlarin dezavantajli durumda oldugunu ve erkeklerle kadinlar arasindaki mevcut esitsizlikliklerin büyük ölçüde toplumsal kosullanmalarin ve erkek iktidarinin sonucu oldugunu kabul ediyor gözükmektedir. 1903 gibi erken bir tarihte örnegin, José Prat, "kadinlarin 'geri kalmisligi', ona geçmiste ve hala bugün nasil davranildigina baglidir. 'Tabiat'in bununla hiçbir iliskisi yoktur. ... Eger kadin geri kalmissa, bunun sebebi erkegin hep onu asagilik görmesi, kendisi için yavas yavas kazanmakta oldugu haklardan onu mahrum birakmasidir." diyordu. Gregorio Maranon ve Mariano Gallardo, kadinlarla erkekler arasinda önemli cinsel farkliliklar oldugunu kabul etmekle beraber, toplumsal cinsiyet esitsizliklerinin, kadinlara firsat vermenin reddedilmesinin sonucunda oldugunu söylüyorlardi: "Kadinlarin varsayilan asagilikligi tamamen yapaydir, erkekleri ve kadinlari ayri ve farkli sekilde egiten, kadini kölelestiren ve onun yoldasini ise vahsi bir tiran yapan uygarligin kaçinilmaz sonucudur."
Ispanyol anarsistleri, aynen günümüz feministleri gibi, nasil bir kurumsal biçimde olursa olsun --ister ekonomik, isterse politik, dini veya cinsel olsun-- iktidarin uygulanmasinin, hem iktidara sahip olani hem de üstünde [iktidar] uygulanani yabanilestirdigini iddia etmistirler. Bir yandan, iktidara sahip olanlar onu sürdürmek için durmaksizin artan bir arzuya egilimlidirler. Hükümetler, örnegin, "ortak çikari" veya "genel iradeyi" temsil ettiklerini öne sürebilirler. Ancak bu iddia yanlistir; bir azinligin çogunluk üzerindeki ekonomik ve politik iktidarini korumasi ve devam ettirmesi [konusunda] devletin rolünü gizler.
Diger yandan, bazilarinin iktidari kullanmasi digerlerini güçsüzlestirir [ing. disempower, iktidarsizlastirir]. Görece üstün konumda olanlar, kendilerine boyun egenlerin kisiliklerini bizzat tanimlama egilimindedirler. Fiziksel sindirme, ekonomik hakimiyet ve bagimlilik ve psikolojik kisitlamalarla; toplumsal kurum ve pratikler herkesin dünyayi ve dünyadaki kendi konumunu algilamasini etkiler. Anarsistler, daima üstüne eylenilene [yani daima bir eylemin nesnesi] olma ve asla eylemesine izin verilmeme konumunda olmanin, bagimliliga ve geri çekilmeye mahkum oldugunu öne sürerler. Devamli olarak bir seyler yapmasi emredilen ve kendileri adina düsünmekten alikonanlar, sonunda kendi kapasitelerinden süphe duyarlar. Günümüz feministleri ile beraber, anarsistler baskalari tarafindan belirlenenlerin, kendilerini tanimlamakta ve adlandirmakta çok büyük güçlük çekecekleri konusunda israr ederler. Toplumsal normlara, standartlara ve beklentilere karsi çikma anlaminda kendi baslarina hareket etmek konusunda bu güçlügün çok daha fazla olacagi da bir baska israr konusudur.
Bu nedenle belirli insanlarin "davet edildiklerini" gördükleri kalici otorite yapilarina anarsistler karsi çikarlar; toplumdaki otorite iliskilerinin daha akiskan hale gelmesi gerektigini belirtirler: "Insanlar özgürdür. Özgürce çalisirlar, özgürce degisirler, ve özgürce sözlesme yaparlar."
TOPLULUK VE ESITLIK
Pek çok kuramci, elbette ki, hiyerarsik yapilarin, tahakkümün ve tabi kilmanin (politik, ekonomik veya cinsel alanda olsun) olumsuz etkilerine ragmen, toplumsal yasam için gerekli oldugunu öne sürmüstür. Cevap olarak, anarsistler genis anlamiyla özgürlük ve esitligi içinde barindiracak bir toplumsal örgütlenmenin alternatif yollarini betimlemislerdir. Bu görüsler bireyi saglam bir sekilde topluluk baglami içine yerlestirir; ve toplumun kendisini zaman içinde devamli kilmasini saglayacak ekonomik iliskilere, koordinasyon mekanizmalarina, cinsellige ve erkek-kadin iliskilerine ve var olan egitim ve toplumsallastirma sistemlerine dikkati çekerler.
Anarsistler, örgütlenmenin temeli olarak esitsizlik yerine, karsilikçiligi [ing. mutualism], karsilikliligi [ing. reciprocity] ve federalizmi önerirler. Hiyerarsi ve tahakkümün yerine, herkesin kendi potansiyelini tam olarak gerçeklestirmesini saglayacak, böylece de toplumsal, politik ve cinsel esitsizlik gereksinimini engelleyecek kuvvetlenmeyi [ing. empowerment] önerirler. Anarsist devrim kuraminin Mujeres Libres açisindan belirli bir öneme sahip yönlerini, ve otoriter olmayan toplumsal bir degisim kuram ve pratiginin gelisimine Mujeres Libres'in yaptigi katkilari --özgürlügün toplumsal dogasi, [siyasal ve toplumsal açidan] esitlikçi bir toplum görüsü, ve bilinç degisimi ve güçlendirme süreci-- en belirgin sekilde gösteren yönleri aydinlatacagim.
Özgürlük, veya bireysel hürriyet, Ispanyol anarsist geleneginin en temel önermesidir. "Bireysel bagimsizlik" pek çok anarsist yazinin ana ögretisi [ilkesi]dir; bir kimsenin bireysel potansiyelinin özgür gelisimi, tüm insanogullarinin dogustan sahip oldugu temel "haklar"dan birisidir. Ancak Ispanyol anarsistleri, komünalist-anarsist gelenege saglam bir sekilde kök salmislardir. Onlara göre, özgürlük temel olarak toplumsal bir üründür: bireysellik ve yaraticiligin tam ifadesi ancak topluluk içinde ve [onun] sayesinde gerçeklestirilebilir. Pilar Grangel'in (Mujeres Libres'te de aktif olan bir ögretmen), bireysellik ve topluluk arasindaki iliskiyi betimlerken yazdigi gibi, "Ben ve benim dogrum; ben ve benim inancim ... Ve ben senin için, ancak kendim olmaktan asla vazgeçmeyerek, ki böylece sen de her zaman kendin olabilesin. Senin varligin olmadan ben var olmadigim için, ama benim varligim seninki için vazgeçilmez oldugu için." Onlar, hayatta kalmak için toplumsal yasamin karsitlar arasindaki saldirgan [bir] çatismayla degil, "karsilikli yardimlasma"yla düzenlendigi seklindeki Kropotkin'in iddiasina sik sik göndermeler yaptilar: "Birlik olmaksizin, yasam olamaz." Yalnizca ekonomik sinif hiyerarsilerinden, politik ve cinsel ayricaliklardan arinmis, tam esitlikçi bir toplumda, herkes mümkün olan azami gelisimini gerçeklestirmekte özgür olacaktir ve bireysel inisiyatif serpilebilecektir.
Bireysellige ve bireysel inisiyatife, bunu besleyen komünal baglama odaklanma, Ispanyol anarsistlerine erkek-kadin farkliliklarini ele alacak potansiyel bir baglam saglamistir. Bu görüs açisi [perspektif] insanlarin çesitliligi, insanlarin toplumsal bütüne katki yapabilecekleri yollarin degisikligini, ve farkli gruplarin dahil edilmesinin topluma yapacaklari katkilar hakkinda genel bir farkindalik --en azindan kuramsal düzlemde-- yarattti. Ancak bu bakisin, gerek kuramda gerekse pratikte, cinsel farkliliklar baglaminda kullanilmasi çok daha fazla kisitli olmustu. Günümüz feminist ve azinlik [haklari savunucularinin] bizi oldukça bilinçlendirdigi üzere, homojen olmayan topluluklarda saygi ve esitligin nasil saglanacagi her zaman belirgin degildir. Birçok esitlikçi oldugu varsayilan toplumsal biçim, erkekler ve kadinlar arasindaki farkliliklari göz ardi etmis, veya örnegin bunlarin politikayla iliskili olmadigini varsayarak, kadinlarin ikincil konuma getirilmesini etkili bir sekilde yeniden üretmislerdir.
Onlarin toplumsal örgütlenmenin ana bilesenlerine dair anlayisini incelersek, Ispanyol anarsist görüsün sinirlari belirginlesir. Çogu Ispanyol anarsisti, toplumsal örgütlenmenin ana ilkesinin politik olmaktan ziyade ekonomik oldugunda israr ederek, ekonomik iliskileri görüslerinin merkezine yerlestirdiler. Hem insanlarin aldigi ödentiler hem de isin yapisi baglaminda, ekonomik iliskiler mümkün oldugunca hiyerarsik olmamalidir. Ücret esitliginin tam olarak nasil saglanacagi hakkinda, kolektivizm (herkese katkisina göre) ve komünizm (herkese ihtiyacina göre) arasinda gidip gelerek, kendi aralarinda farklilasirlar. Ancak hepsi de adil bir toplumun islemesi için ücretlerin göreceli esitliginin asli oldugunda hemfikirdir. Bunun sebebi, hem ekonomik esitsizliklerin kolayca toplumsal ve politik iktidara dönüsmesi; hem de daha temelde, beseri emegin çogunun isbirligi içermesi ve bireyin kolektif bir ise katkisina deger biçmenin neredeyse imkansiz olmasidir.
Ancak, ekonomik esitligin karsilikli yardim ve dayanismaya dayanan bir toplumun çatisi olmasi gerektigini söylemek, o toplumun genel yapisi ve örgütlenmesinin neye benzeyebilecegini tanimlamakta yetersizdir. Komünalist anarsistler açisindan toplum en iyi sekilde, bireysel özerkligi takdir ederken hala özgürlük ve adalet için hayati olan genel koordinasyonu temin edebilecek bir dizi gönüllü birlik olarak anlasilabilir. Toplumsal düzen, resmi politik yapilardan ziyade yerel olarak olusmus, merkezsizlesmis birimlerin isbirligi sayesinde gerçeklestirilebilir. Daha yüksek bir otoritenin müdahelesi olmaksizin insanlara hizmet saglamakta etkin bir sekilde islev görecek gönüllü anlasmalarla kurulan ag modellerinin örnekleri olarak, demiryollarina, uluslararasi posta hizmetlerine ve diger iletisim biçimlerine dikkat çektiler.
Ancak ekonomik yapilara bu merkezi odaklanma, özellikle de kati bir cinsiyete dayali isbölümüyle biçimlendirilmis [characterised] bir toplumda, kadinlar için ciddi sorunlar dogurdu. Kadinlar ise nasil dahil edileceklerdi? Yeni toplum, cinsiyete dayali isbölümüne meydan okuyacak ve onun üstesinden mi gelecekti? Veya bu isbölümünü oldugu gibi birakacak ve kadinlar için bir çesit "farkli ancak esit" statü gerçeklestirmeye mi ugrasacakti? Toplumsal örgütlenmenin kökü olarak ekonomik yapilarin vurgulanmasi, tahakküm ve ikincil konuma getirilmenin pek çok yönü oldugu ve ekonomik meselelerin ele alinmasi gereken yegane mesele olmadigi seklindeki anarsist israri yalanladi. Aslinda, bölüm 2'de (*) görecegimiz üzere, yeni bir toplumun merkezi kurum ve yapilari hakkindaki tartismalar, her ne kadar bu kararlarin kadinlarin konumu veya katilimina illiskin sonuçlarina nadiren odaklanilmis olsa da, Iç Savas öncesinde oldukça bölücü olmustu.
Bunun yerine tartismalarin çogu yeni toplumun temelini olusturacak örgütlenmelerin ne biçim seyler olacagi üstüne odaklanmistir. Anarko-sendikalistler olarak taninacak olanlar (ki bunlar 1910'dan itibaren CNT içinde çogunlugun konumunu temsil etmeye basladilar) tabaninda sendikalarin [ing. union, birlik] oldugu bir toplum tasavvur ettiler. Sendikalar, her sendikanin (veya sendikalar grubunun) bir delege gönderecegi federasyonlar yoluyla hem yerel hem de endüstriyel olarak koordine edileceklerdi. Ancak, bu görüs, (çocuklar, issizler, yaslilar, özürlüler ve çalismayan anneler dahil olmak üzere) isçi olmayanlarin toplumsal karar almaya katilimi için çok az firsat yaratiyordu.
Anarko-sendikalistlerden ziyade "anarsistler" olarak adlandirilan digerleri ise, sendikalarin, liberter bir komünist toplumun koordine edilmesi için çok dar bir tabani temsil ettiginde israr ettiler. Örnegin Soledad Gustavo, Federico Urales ve Federica Montseny sendikalarin kapitalizmin ürünleri olduklarini ve dönüstürülmüs bir ekonomide örgütlenme ve koordinasyonun temelleri olacaklarini varsaymanin anlamli olmadigini öne sürdüler: "Patronlar oldugu için isçiler vardir. Isçicilik kapitalizmle, ve sendikalizm de ücretlerle birlikte ortadan kaybolacaktir." Gustavo ve Federica Montseny'nin her ikisi de Ispanya'da uzun bir geçmise sahip olan baska bir gelenege, municipio libre'ye (özgür komüne) dikkat çektiler: "geçici anlamda dahi sendikalist çözümün uygun olmadigi, özellikle de tarimsal köylerde, topragin ve tüm üretim araçlarinin toplumsallastirilmasi, üreticilerin ellerine verilmesi temelinde bütün Ispanya'da özgür komünleri ilan ettigimiz andan itibaren devrimin pesine düsme hakkimi sakli tutuyorum." Ilginçtir ki, daha topluluk-odakli örgütsel bir tabandan bahseden bu iki kadin ayni zamanda kadinlarin kurtulusunu destekleyenlerden en bilinen ikisidir -- her ne kadar, bildigim kadariyla ikisi de kadinlarin kurtulusuna dair kaygilarini, örgütsel olarak isyeri yerine topluluk üstüne odaklamayla açikça iliskilendirmemis olsalar da. Bölüm 2'de görecegimiz üzere, topluluk-temelli örgütlenme stratejileri, kadinlari ilgilendiren meseleleri ele almakta ve kadinlarin katilimini harekete geçirmekte, isyeri-temelli olanlardan genellikle çok daha basariliydi.
Giderek, kuramcilarin ve CNT eylemcilerinin çogu, her ne kadar birlesmenin kosullari hala sendikal çözümü kayiriyor olsa da, municipio libre'yi sendika ile birlestirmeye giristiler. Örnegin Isaac Puente, sehirlerdeki municipio libre'nin esasinda sendikalarin yerel bir federasyonu olacagini söylüyordu. Kirsal alanlarda, kasaba, sinirlari dahilindeki her seyi ortak mülkiyet olarak elinde tutacaktir; komünal karar-alici organ "çalisan herkes"ten meydana gelecektir. Bu zorunluluktan yegane muaf olacaklar gençler, hastalar ve yaslilar olacaktir. Bu çözüm, tabii ki toplumsal ve siyasi haklari ekonomik üretkenlik temeline baglayacaktir --"özgür komün"de bile.
Bir sonraki bölümde görecegimiz üzere, örgütsel yapi ve görüs hakkindaki meselelere iliskin herhangi bir çözüm [önerge] söz konusu oldugunda, bu [çözüm] basindaki kuramsal tartismalardan ziyade anarko-sendikalist hareketin pratigi içinde gerçeklesecekti. Ispanyol hareketinin, eylem ve örgütlenmelerin kati bir sekilde sendika temelli olmasi açisindan ondokuzuncu yüzyil sonu ve yirminci yüzyil basi Avrupa isçi-sinifi hareketlerinin çogundan farkli olduguna dikkat edilmesi önemlidir. [?] Ispanyol ve öteki hareketler arasindaki farkliliklar "kadinin yeri"ne dair tartismalar baglaminda özellikle önem arz eder.
Önemlidir ki, ne Montseny'nin ne de Puente'nin özgür komünler hakkindaki tartismasinda kadinlardan --ve issiz erkeklerden-- bahsedilir. Ikinciler hakkinda, tam olarak düzenli bir toplumda, --çalismayi reddedenler disinda-- issizlik olmayacagi varsayimi yapildigini söyleyebiliriz; ortak ise katilmayi reddetmek siyasi haklardan yoksun kilinmayi mesrulastirir. Ancak, kadinlarin konumu çok daha az belirgindir, çünkü yazarlar hem erkeklerin hem de kadinlarin çalisip çalismayacagindan (çocuk bakimi ve çocuk yetistirme [konularindan] hiç bahsetmezler); kadinlarin eviçi islerinin çalisma sayilip sayilmayacagindan (ama, o zaman kadinlarin evlerinde hakkiyla çalistiklarini belgeleyecek bir sendika olacak midir?); veya küçük çocuklari olan kadinlarin tam bir yurttas olarak görmeyi bekleyip beklemediklerinden bahsetmezler. Puente tüm kadinlarin isçi olacagini varsayiyor gözükürken, Mella kadinlardan isçiler yerine esler ve kiz evlatlar olarak bahseder: "Isçiler: sizin sorumlulugunuz kendinizi mücadeleye vermenizdir. Esleriniz de sizinle beraber olacaktir, çünkü onlar da sizin kadar burjuvazinin barbarliginin kölesidirler." Maranòn anneligin çalismaya uygun olmadigini öne sürer ( annelik hakkiyla yapilacaksa tam zamanli bir is olacagi veya en azindan öyle olmasi gerektigi için). Bununla beraber, özel, ve hatta anormal bir sinif olarak gördügü anne olmayan kadinlar için çalismanin önemli oldugunu söyler.
CINSELLIK VE KADINLARIN EZILMESI
Aslinda, anarsist yazarlar arasinda bu meseleler üzerinde bir görüs birliginin olmamasi, yanlizca kadinlarin isçi sinifi örgütlenmelerindeki yeri hakkinda degil, ayni zamanda kadinlarin ezilmesi ve bunun üstesinden gelmek için nelerin gerekli oldugu konusunda da ayrisma oldugunun kanitidir. Mary Nash, ondokuzuncu yüzyil boyunca ve yirminci yüzyilin baslarinda Ispanyol anarsistleri arasinda, erkek-kadin iliskilerinin dogasi hakkinda iki farkli düsünce akiminin gelismis oldugunu belirtiyor. Birisi, Proudhon'un yazilarina dayanarak (ve Ispanya'da Ricardo Mella tarafindan örnegi ortaya konulan), kadinlari esasen evdeki rolleriyle topluma katki yapan yeniden üreticiler olarak görür. Bu görüse göre, kadinlarin kurtulusu için gereken sey kadinlarin evdeki çalismalarinin yeniden degerli hale getirilmesidir [degerinin bilinmesi]; onun ev disindaki çalismasi erkeginkine göre daima ikincil olmalidir. Kuramsal köklerini Bakunin'in yazilarinda bulan (Marksist perspektife benzer olan) ikinci akim ise (en azindan üretkenlikçi yönleriyle Isaac Puente'nin çalismalarinda örneklenen), erkeklerle esit hale getirmenin kötü oldugunda, ve kadinlarin kurtulusu için esas olanin onlarin erkeklerle esit kosullarda ücretli emek gücüne tam olarak dahil olmalari oldugunda israr ediyordu. Bu görüse göre, eger kadinlar ezilmelerini sona erdirmek istiyorlarsa, is gücüne isçiler olarak katilmali ve tüm isçilerin konumunu iyilestirmek için sendikalarda mücadele etmeliydiler. CNT'nin resmi görüsü bu ikinciyi izliyordu --ancak, isyerinde kadinlarin esitligine kuramsal bagliligin CNT üyelerinin çogunlugunun bu bagliliga uygun sekilde hareket edecegini garanti etmedigine dikkat edilmelidir. Bölüm 2'de görecegimiz üzere, hareketin bu baglamdaki pratigi ifade edilen inançlarini nadiren dogrulamistir.
Bununla beraber, liberter hareket içinde kadinlari sendikalarda örgütlemenin --ki bunu yapmak mümkün olsa dahi-- kendi basina yeterli olmayacagina inananlar da vardi. Onlara göre, kadinlarin ezilmesinin kaynaklari isyerindeki sömürüden daha genis ve daha derindi. Kadinlarin ezilmesinin ekonomik oldugu kadar kültürel oldugunu, kadinlarin ve onlarin faaliyetlerinin asagilanmasinin aile ve kilise gibi kurumlar araciligiyla gelistirildigini öne sürüyorlardi. Bu nedenle, "Javierre", devrimci degisimin erkek-kadin iliskilerini degistirmesi sürecine dair anlayisini ortaya koyan bir makalede, hamile kadinlari terk eden "yeni Sovyet erkekleri"nin sayisi hakkindaki bir Pravda haberi üstüne [söyle] yorum yapiyordu: "Siyaset tek basina erkegi ahlaki olarak ortak bir yasama hazirlayamaz ... Marksist vaftiz, (Bu erkekler[e]) erkek olmayi Hristiyan vaftiz[inden] daha fazla ögre[t]memistir." Dahasi, en azindan bazi Ispanyol anarsistleri kadinin ezilmesini, kadinin yeniden üretme rolüne ve cinsel ahlaktaki çifte standarta baglamislardi. Eger kadinlar devrimci bir toplumda tam esit ortaklar olacaklarsa, bunlarin da --yeni bir cinsel ahlakin kabullenilmesi ve dogum kontrolünün yaygin olarak kullanimi sayesinde-- degistirilmesi gerekecektir.
Bu genis anlayis bile belirsizliklerden muaf degildi. Kyralina (Mujeres Libres'in aktif bir destekçisi olacak olan gazeteci Lola Iturbe) daha genis bir kültürel fenomeni hesaba katacak bir analiz ve pratigin gerekliliginde israr ediyordu. Ancak "Anarsist Komünizm Kadinlari Özgürlestirecektir" [baslikli] makalesi, yirminci yüzyil anarsist kültürel elestirilerde yaygin olan bir inanci, özel mülkiyetin ortadan kaldirilmasinin özgür aska ve kadinlarin kurtulusuna yol açagi inancini ortaya koyuyordu: "Ancak liberter komünizmin saltanati kadinlarin kurtulusuna insani bir çözüm getirebilir. Özel mükiyetin tahrip edilmesiyle, bu ikiyüzlü ahlak bir kenara atilacaktir, ve bizler özgür olacagiz ... Zevklerimizin tam özgürlügüyle,tutkulu ve cinsel bir yasamin çesitli biçimlerine saygili olan aski yasayacagiz."
Pek çok anarsist yazar ve eylemci açisindan, cinsel yasam ile aile yasaminin yeniden örgütlenmesi ve kadinlarin rolünün yeniden insa edilmesi, devrimci bakisin asli unsurlariydi. Aile ve cinselligin "özel" [kisisel] iliskilerine gösterilen bu ilgide, Ispanyol anarsistleri ondokuzuncu yüzyilin ütopik sosyalistleri ve günümüz feministleri ile pekçok seyi paylasiyorlardi. Ancak anti-otoriter analizi, cinsellige ve aile iliskilerine uygulamanin birden fazla yolu vardi. Yeni anarsist toplumda ailelerin ve aile iliskilerinin yapisi ve dogasi nasil olacakti? Ve kadinin toplumsal katilimi, onun ailevi ve yeniden üretici rolleriyle nasil iliskilendirilecekti? Proudhon ve takipçilerinin savundugu gibi, ailede kocanin/babanin sorgulanamaz otoritesi korunacak miydi, yoksa o da yikilacak ve bunun yerini gönüllü esitlikçi iliskiler mi alacakti? Bazi Ispanyol anarsistleri açikça Proudhon'a katiliyorlardi; digerleri ise çileciligi savunuyor, alkol ve tütün kullanimina karsi çikiyor, ve tek esliligi veya cinsel safligi [bekareti] tavsiye ediyorlardi. Yirminci yüzyilin baslarinda bu meseleye deginen yazarlarin çogu ise toplumsal cinsiyetler [ing. gender] arasinda esitligi ve özgür aski savunuyordu. Bu son grup, gerçek özgürlügün, cinsel olanlar da dahil olmak üzere, insanin tüm yetilerinin tam ifade edilmesi ve gelistirilmesi anlamina geldiginde israr ediyordu. Onlara göre, bekaret, tek eslilik ve sadakat toplumsal ideallerini devam ettirmek Hristiyan baskinin mirasini yansitmaktaydi, ve ideal anarsist toplumda bunlarin yerini özgür ask ve esitlikçi aile yapilari alacakti.
Bu sonraki konum, 1920'lerde ve 1930'larda --özellikle de Sigmund Freud, Havelockk Ellis ve taninmaya baslayan diger seksologlarin çalismalariyla-- güç kazandi. 1930'larda, --La Revista Blanca ve Estudios gibi kültürel elestiri dergilerinde yazan-- Ispanyol anarsistleri, cinselligin ve cinsel özgürlesmenin insan gelisimi, ve nihayetinde de toplumsal devrim için önemini genis bir biçimde resmetmek amaciyla Freudçu psikoloji ile neo-Malthusçu retorigi ve özgür ask doktrinlerini birlestiriyorlardi.
1930'larda Estudios'a katki yapanlarin alayi cinselligin olumlu degerine, ve erkek ve kadinlar için çifte standartli cinsel ahlaka karsi çikilmasina dayanan, yeni bir cinsel etikten bahsediyordu. Bu yazarlar [cinsel] saflik ve cinsel dürtülerin bastirilmasini savunan anarsistlerle tefe koyuyorlardi. Onlar, bunun aksine, zorla sakinmanin yanlizca (fahiselik ve kadinlarin ezilmesine neden olan) klasik çifte standarda degil, ama ayni zamanda bodurlasmis yasamlara, ve daha da kötüsü suça yol açacaginda israr ediyorlardi. Freud'u takip ederek, cinselligin temel yasam gücü oldugunu, tinsel ve toplumsal sagligin önemli bir parçasi oldugunu savunuyorlardi. Cinsel hisleri bastirmak ve onlari fahiselige yöneltmek yerine, yazarlar insanlarin cinsellik hakkinda daha fazla sey ögrenmesi --ve dogum kontrolü uygulamasi-- gerekktigi sonucuna variyorlardi.
Psikoseksüel saglik konuklarinda anarsist yazarlarin "piri" olan Dr. Felix Marti-Ibànez, cinselligin insan yasamindaki yerine dair yeni bir perspektifin ana hatlarini ortaya koydu. Ilk olarak, insan büyümesi ve gelisiminin ve basarili evliliklerin bir parçasi olarak, --hem erkekler hem de kadinlar için-- jenital cinselligin öneminde israr etti. Onun makaleleri kilisenin evliligin türlerin yasamini sürdürmek için var oldugu görüsünü reddediyordu, ve bunun yerine evliligin, iki kisi tarafindan gönüllü olarak seçilmis olan bir yasam sekli oldugunda israr ediyordu. Ister evlilik baglaminda isterse evlilik disi baglamda, seks yanlizca döllenmek için degil, hayat vermek [ing. recreation, eglendirmek, dinlendirmek] içindir. Basarili cinsel iliskiler (evlilikte veya evlilik-disi) her iki tarafin da cinsellige deger vermesini ve saygi göstermesini; ve cinsel birlesme ve tatminin yanlizca çocuk üretmenin bir araci degil, kendi içinde bir amaç olabileceginin bilinmesini gerektirir. Sonuçta, basarili bir evlilik dogum kontrolünün bilinmesini ve kullanimini içerecektir. Onun makaleleri hem cinselligin insan yasamindaki yerine dair bu yeni görüsü sekillendirmek, hem de proletaryayi mevcut dogum kontrol [araçlarindan] haberdar etmek amaçlarini güder.
Marti-Ibànez yeni bir cinsellik anlayisinin gerektigini de öne sürüyordu. Uzunca zamandan beri, cinselligin jenitallikle [cinsel birlesme] karistirildigini söylüyordu. Önemli insan gereksinimlerini engelledigini belirterek, [cinsel] safligin dayatilmasi pratigini elestirdi. Ayni zamanda, cinsel enerjinin farkli yönlere kanalize edilebilecegi, ve jenital temas yoluyla ifade edilmesinin bir zorunluluk olmadigi [konusunda] israr etti: "Jenital-erotik dürtülerin cinsel bir faaliyet oldugunun, ancak [bunun] cinselligin yanlizca küçük bir parçasi oldugunun, ve cinselligin birçok baska yönünün (is, idealler, toplumsal ve artistik yaratim vb.) de oldugunun farkina varalim ... Cinsellik kendisini erotik bir sekilde veya çesitli biçimlerdeki çalisma sayesinde ifade edebilir." [alti çizili yerler orijinalinde vurgulu] Bununla beraber, cinsel enerjiyi tekrar yönlendirme çabalari basarili olmazsa, genç kadin ve erkeklerin --seksin askla ilintili olmasi gerektiigini düsünmedikleri, veya bunun kadinin kendi hislerinden veyahut kendine saygi hissinden vazgeçmesini gerektirmedigi müddetçe-- cinsel deneyimde bulunmaktan sakinmamasi gerektigini belirtir!
Cinsellige karsi yeni ve daha özgür bir tavir çagrilarina karsin, esasen bütün bu yazarlar "normal cinselligi" heteroseksüellikle özdeslestirdiler. Bu özdeslestirme açik olmaktan ziyade kapali bir sekildeydi --cinsellik tartismalari karsi cinslerden insanlar arasindaki "normal" ve "dogal" bir çekimi varsayiyor ve ifade ediyordu. "Ögenya [ing. eugenics, soyaçekim yoluyla insan irkinin gelistirilmesiyle ilgilenen bilim dali] ve Cinsel Ahlak" serilerinde, Marti-Ibànez açikça homoseksüellik sorununa deginmisti. Bu makalede esasen homoseksüellige karsi yaklasimin tarihçesine odaklaniyor, "cinsel tersine dönme" [ing. inversion] ("dogustan homoseksüellik") ve (gönüllü olarak, kibir veya merak yüzünden, veya çikarci amaçlar dogrultusunda uygulanan) "cinsel sapkinlik" [ing. perversion] arasinda ayrim yapmaya girisiyordu. Bu iki türü birbirinden ayirma çabasina ragmen, makale hangi sebebin asli oldugunu belirlemenin genellikle güç oldugunu belirtiyordu. Nihayetinde, homoseksüellikte ahlaksiz hiçbir sey olmadigini, ve bu nedenle homoseksüel davranislarin (çalmadan duramayan bir kleptomani cezalandirmasini ne kadar uygun olacaksa!) cezalandirilmamasi gerektigini belirtiyordu. Ancak, ayni zamanda homoseksüelligin bir sapkinlik oldugunu ve homoseksüellerin "cinsel tersine dönmenin kurbanlari" oldugunu inancini açikça belirtiyordu.
Pekçok yazar, kadin cinselligine yönelik yeni tavirlarin potansiyel olarak özgürlestirici etkisinin farkina varmisti. [Cinsel] safliga yönelik geleneksel yaklasimin (ki daima kadini erkege nispeten daha fazla kisitliyordu --aslinda anarsist çevrelerde bile) terk edilmesi, kadinlari kendi cinselliklerini kesfetmek ve ifade etmek için özgürlestirecekti. Daha özelde, --hem kadin hem de erkek-- pekçok yazar kadinin yeniden üretim faaliyetinin onun ikincil konuma getirilmesinde anahtar oldugu görüsüne sahipti. Evli kadinlar (o zamanlar nadiren sorgulanan evlilik iliskilerinin bir yönü olan) kocalarinin cinsel arzularina tabi olduklari ve dogurganligi düzenlemenin hiçbir yolu olmadigi müddetçe, kadinlar genis ailenin yönetimi ile ard arda [gelen] çocuk dogumlarinin duygusal, fiziksel ve tinsel lagimina maruz kalacaklardi. [Bu] yetersizlik en dramatik olarak isçi sinifindan kadinlar üstüne kaliyordu. Dogurganligin kontrolü, bu nedenle, kadinlar için özellikle özgürlestirici olabilirdi. Kadinlar ve cinsellik konularinda Estudios'a düzenli katki saglayanlardan Maria Lacerda de Moura, isçi sinifi içinde dogum kontrolü bilgilerinin yayilmasina karsi çikan anarsist erkekleri elestiriyordu: "Onlara göre, bir kadin sadece burjuva askerlerini, veya daha dogrusu toplumsal devrimin kizil askerlerini üretmeye hedeflenmis, dogurgan ve tükenmez bir rahimdir." O, tam tersine, dogum kontrolünün kadinlarin özgürlesmesi mücadelesinin asli silahi haline gelebileceginde israr ediyordu.
Birlesik Devletlerdeki ve Avrupa'da çesitli baglamlarda [çalisan] dogum kontrolü taraftarlari ve feministler gibi, Lacerda, Maranòn ve diger Ispanyol anarsistleri, hem isçi sinifi ailelerinin hem de bireyler olarak isçi sinifindan kadinlarin ailenin düzgün bir sekilde bakabileceginden daha fazla çocuk üertmekten zarar gördüklerini; ve kadinlarin kurtulusunun ayni zamanda anne olup olmama, ne zaman ve ne siklikta anne olunacaginin seçilmesini de içermesi gerektigini öne sürüyorlardi. Ancak, onlar dogum kontrolünün bireyler olarak kadinlar için faydalarini da vurguladilar: bu hem evli hem de bekar kadinlari hamilelik korkusundan kurtarabilir, ve böylece cinsel iliskilerden daha bütünsel bir zevk almalarina olanak tanir.
Bazi analistler, bu argümanlari daha da ileriye götürerek dogum kontrolünü ve sinif analizini Malthusçuluga eklemleyip, anarsist bir neo-Malthusçuluk sekillendirdiler. Dr. Juan Lazarte, hamilelik ve dogumun anlam ve sonuçlarinin toplumsal siniflar arasinda degistigini savunmustu. Sik hamileliklerin kadinin sagligi açisindan, keza --meteliksiz kalmis-- bir ailenin sagligi ve istikrari açisindan felaket olabilirdi. Ve aile daha çok çocuga sahip oldukça, bebek ölüm oranlari da yükseliyordu. Kisacasi, Malthus'un öne sürdügü gibi, sinirlandirilmamis yeniden üretimden en çok yaralananlar yoksullar oluyordu. Ancak dogum kontrolü imkaniyla, isçi insanlar (Malthus yoksullarin bunu yapabileceklerine inanmiyordu) bu "kisit"in yerine --bilinçli isçi sinifinin özgürlügüne yönelik stratejisinin bir bileseni olarak kullanabilecegi-- dogum kontrolünü koyabilirler. Daha küçük ailelerle, isçilerin ücretleri daha yüksek saglik ve kuvvet seviyelerine erisebilir. Dogumlarin sinirlanmasi keza daha küçük bir isgücüne, issizligin azalmasina, isçilerin daha güçlü olmasina, ve hatta savaslarin sona ermesine yol açabilir.
Son olarak, cinselligin ifade edilmesinde döllenmeyle zevkin ayrilmasini mümkün kilmasinin yanisira, cinsellige yönelik bu yeni yaklasimlarin anarsistlerin ask ve evlilik anlayislarina da önemli etkileri vardir. Pekçok anarsist kalici tekesli evliligin, kadin açisindan örtük bir kendinden vazgeçmeyi gerektiren bir despotluk biçimi olusturdugunu; ve özgür askin (ki bununla hem erkeklerin hem de kadinlarin, kilise veya devletin çikarina olmaksizin cinsel iliskiyi seçme ve artik karsilikli olarak tatminkar olmadiginda sona erdirme hakkindan bahsetmektedirler) hem erkeklerin hem de kadinlarin dogal egilimlerini yegane ortaya koyma [yolu oldugunu] iddia etmistir. Bazi yazarlar, ideal bir toplumda dahi erkekler ve kadinlar arasinda cinsellik baglaminda var olan farkliliklarin devam edecegini veya yenilerinin ortaya çikacagini varsaymislardir; digerleri ise var olan farkliliklarin büyük ölçüde toplumsal kosullanmalarin ürünü oldugunda israr etmislerdir. Ancak hepsi de, bu farkliliklarin kaynagi ne olursa olsun, kadinlarin tam esitligine uyan bir toplumda, hem erkeklerin hem de kadinlarin cinselliklerini daha bütüncül ve daha tatminkar yasayacaklarini varsaymislardir.
Hem [cinsel] safligin hem de tekesliligin elestirilmesi 1920 ve 1930'larda oldukça yaygindi, ve bunun yerine ya özgür aski veya "çoklu ask"i savunan sayisiz makale yayinlaniyordu. Özgür aski savunmanin ötesinde, pekçok anarsist yazar tekesliligin sahip olma arzusunun bir ürünü oldugunda, kökenlerinin özel mülkiyet ve kadinin ikincil konuma getirilmesinde bulundugunda, ve gelecegin anarsist toplumunda ortadan kalkacaginda israr ediyordu. Mujeres Libres'in kurucularinda birisi olacak olan Amporo Poch v Gascòn, 1934'de Estudios'da geleneksel tekeslilik kavraminin kadini, "ister hala seviyor isterse sevmiyor olsun, --kilisenin veya yargicin [erkege] sundugu-- erkegin kalici mali" yapiyordu. Ancak, o eger dogru anlasilirsa, tekeslilik " 'ebediyen' demek degildir, ancak asiklarin arzu ve duygulari devam ettigi müddetçe" demektir diyordu. Dahasi, eger erkekler gibi kadinlar da böylesi bir tutuma sahip olurlarsa, "tümü daha özgür ve daha tatmin olmus olurlar."
Maria Lacerda de Moura, kabullenilmis tekesli ask ve evlilik kavramlarindan daha da uzaklasmistir. "Ask", diyordu, "daima tekeslilikle açik bir mücadele içinde olmustur." Erkeklerin ve kadinlarin esit olarak saygi gördügü gerçekten esitlikçi bir toplumda, tekesliligin yerini, herkesin (özellikle de cinsel özerklikleri tamamen yasaklanan kadinlarin) tam olarak gelismesine, [kendisini] ifade etmesine, cinsel ihtiyaçlarini karsilamasina izin verecek tek cinsel ifade biçimi olan çoklu ask alacaktir. Kadin ve erkeklerin ayni anda birden çok asiginin olmasini mümkün kilarak, çoklu askin kiskançlikla ilgili birçok sorunu ortadan kaldiracaginda, kadinlarin gerçekten de özgürce esini (veya eslerini) seçmesine imkan taniyacaginda, ve fahiselik ile kadinlarin cinsel sömürüsünü sona erdireceginde israr ediyordu (çünkü evli olmayan, cinsel olarak aktif olan kadinlar artik damgalanmayacak ve kolayca yaralanir olmayacaktir).
Bununla beraber, çogu yazar onun kadar ümitli degildi. En azindan, özgür veya çoklu ask doktrinlerinin pratikte uygulanmasinin teoriden çok daha karmasik olacagini fark ediyorlardi. Çogu yazar, özellikle de kadinlar, kadinlarin esitligi söz konusu oldugunda, vaaz ettiklerini fiilen pratige döken pek az anarsist olduguna isaret ediyorlardi. Soledad Gustavo örnegin, "bir erkegin kadinlarin kurtulusu fikrinden hoslanabilecegini, ancak kadinin bunu gerçekte uygulamasinin düskünü olmayacagina .... Nihayetinde, baskalarinin kadinlarini arzulayabilir, ancak kendisininkini [kendi kadinini] kilit altinda tutacaktir." deginiyordu.
Federica Montseny, La Victoria [adli] romaninin cinsel olarak özgürlesmis kadin kahramani Clara'ya yöneltilen elestirilere cevap olarak, güçlü bir erkek tarafindan korunan zayif, tapilasi bir kadin kavraminin --her ne kadar bazi erkek anarsistlere cazip gelse de-- hiç de liberter bir görüs olmadigini söyler. Serbest ve karsilikli özgürlüge göre yasamaya hazir, veya hatta [bunlari] kavramis olan [özümsemis, anlamis] çok az kadin olabilir. Ancak "[böyle yasamaya istekli ve hazir olan] kadini kabullenmeye hazir çok daha az erkek vardir."
Montseny'nin görüsüne göre, --geleneksel tutum ve inançlar tarafindan kölelestirilmis-- Ispanyol kadinlarinin pek azinin kurtulus için ahlaki olarak hazir oldugu, , cinsel ve ekonomik esitlige karsi erkeklerin direncinden çok daha ciddi bir sorundur. Emma Goldman, kadinlarin kendi degerlerini bilmeleri, kendilerine saygi göstermeleri, ve erkek asiklarinin tinsel ve ekonomik köleleri olmayi reddetmeleri için, içsel bir kurtulusa ihtiyaç duyduklarini söylemisti. Ancak Montseny Goldman'in bu kurtulusun nasil saglanacagi konusunda gerçek bir kilavuz ortaya koymadigindan yakinir.
Ekonomik alanda oldugu gibi, ailevi veya cinsel iliskiler durumunda da, ideal olan farkliliklar [temelinde] esitlikti. Gerek kadinlar gerekse erkekler, bugün "kararlastirilmis [ing. committed] cinsel iliskiler" dedigimiz seyin içinde ve disinda, cinselliklerini gelistirmek ve ifade etmekte serbest olmalidirlar. Her ikisi de, toplumsal kinama veya dislamaya düsmeksizin cinsel iliskilere girmekte --veya çikmakta-- serbest olmalidirlar. Aileler de esitlikçi kurumlar olmalidirlar --babanin sorgulanamayan otoritesinin yerini karsilikli iliski ve karsilikli saygi almalidir.
Bunlar anarsist toplumsal görüsün temel bilesenleriydi: ekonomik ve politik alanlarda oldugu kadar cinsel alanda da tüm insanlara esit derecede ve karsilikli olarak saygi gösterilen bir toplum; ne tahakküm ne de boyun egme iliskilerinin oldugu, kararlarin herkes tarafindan alinmasinin ve herkesçe kabul edilebilir olmasinin gerektigi, insanlarin toplulugun süregiden yasamina olan katkilari çevresinde örgütlenen bir toplum. Ancak bu topluma nasil ulasilacakti? "Yeni anarsist erkek ve kadin" nasil yaratilacakti?
DEVRIMCI DÖNÜSÜM: ARAÇ VE AMAÇLARIN TUTARLILIGI
Tahakküm ve boyun egme iliskilerinin toplumsal [olarak] insa edildiginin farkinda olmak, elbette ki, onlari degistirmek demek degildir. Ispanyol anarsistlerinin genelde ikincil konuma getilmenin, ve özelde ise kadinin ikincil konuma getirilmesinin üstesinden gelme girisimlerini inceledigimiz zaman, devrimci degisime iliskin anarsist perspektifin karmasikliklari belirginlesir. Kendi çikarini güden --ve anarsistler, kapitalist toplumlarda yasayan insanlarin, toplumsal ve ekonomik düzenlemelerin kuvvetlendirdigi kendi çikarini gütmekten hiç de bagisik olmadigini çabucak fark etmislerdi--, güçsüzlestirilmis insanlar nasil olacak da hem kendi kapasitelerinin farkina varacak ve hem de dikkatlerini digerlerinin gereksinimlerine yönledireceklerdi? Insanlar, kendi degerlerinin farkina varmalarini ve genis toplumun da [bunun] farkina varmasini talep etmelerini saglayacak içsel kurtululu nasil gerçeklestireceklerdi? Esitlikçi bir toplumda yasamak için uygun olan adalet duygusunu nasil gelistireceklerdi? Ve böyle bir toplum, degerlerine devamli bagli kalmayi nasil ortaya çikaracakti? Daha özelde, eger kadinlarin ikincil konuma getirilmesi toplumsal kurumlarin bir ürünüyse ve toplumsal kurumlar [kendilerini] yikmaya tesebbüs edenlerini güçsüzlestiriyorsa, bu kurumlar nasil degistirilecek?
Komünalist-anarsist gelenegin tanimlayici niteliklerinden birisi araçlar ile amaçlar arasindaki tutarliliga yaptigi vurgudur. Devrimci mücadelenin amaci eger hiyerarsik olmayan esitlikçi bir toplumsa, o zaman [bu toplum] hiyerarsik olmayan bir hareketin eylemleriyle yaratilmalidir. Aksi takdirde, katilimcilar bagimsiz olarak faaliyet göstermek için asla güçlenemeyecek, ve harekete önderlik edenler devrim-sonrasi toplumu yönlendireceklerdir. Iç savas deneyiminin katilimcilarindan birisinin sözleriyle, "a la libertad sòlo se llega por caminos libertarios" (özgürlük ancak özgürlükçü araçlarla kazanilabilir]. Kropotkin'in parlamentarist sosyalistlerin ikilemi hakkinda yazdigi üzere, "Sizler Devlet'i fethedeceginizi düsündünüz, ancak en sonunda Devlet sizi fethedecek."
Ancak var olan pratikler insanlari güçsüzlestirirken, [insanlar] nasil güçlendirilecekler? Anarsistlerin esitlikçi, hiyerarsik olmayan devrimci bir sürece bagliligi, insanlarin [bu sürece] katilmak için kendi yetilerinin farkina varmalarini gerektirir gibi gözüküyor. Basarili bir anarsist devrim açikçasi, devrimci hareketinin kendisinin en karmasik olan amacinin önceden basarilmasina dayanir: herkesin güçlenmesi [ing. popular empowerment].
Bu paradoksun çözümü, anarsistlerin devrimci süreç anlayisinda bulunabilir. Bizzat kendileri esitlikçi, güçlendirici ve bu nedenle de dönüstürücü olan faaliyet ve pratiklere katilarak insanlarin kendilerini devrime (ve komüniter bir toplumda yasamaya) hazirlamalari beklenir. Toplumsal degisim süreci içinde hiçbir hiyerarsik yapi kurulamaz. Yeni bir toplum yaratmanin yolu yeni bir gerçeklik yaratmaktir.
DOGRUDAN EYLEM
Güçlendirmeye ve bilinç-degisimi sürecine iliskin Ispanyol anarsist perspektifini en iyi sekilde, onlarin ademi merkeziyetçilige ve "dogrudan eylem"e olan bagliliklariyla anlayabiliriz. Ademi merkeziyetçilik, devrimin, insanlarin günlük yasamlarinin somut gerçekliklerinden kaynaklanan, temelde yerel bir fenomen olmasi gerektigine isaret eder. Devrimci bir hareket, insanlarin kendi ikincil konuma getirilmelerinin üstesinden gelmek üzere [insanlarin] mücadelelerinden gelisir; ve onlarin durumunun özelliklerine hitap etmelidir. Böylece, görecegimiz gibi, Ispanyol anarsistlerinin yarattigi önemli yeni kurumlardan biri, savas öncesi dönemde bir okul, tazeleyici [ing. recrational, tiyatro, konser vb. gibi dinlendirici etkinliklere gitmek] bir grup ve isçi sinifindan genç insanlarin toplanma yeri olarak hizmet eden ateneo libertario (dükkan önü [ing. storefront] kültürel merkez) idi. Enriqueta Rovira'nin, böyle bir grubu betimlerken açikladigi üzere,
"Genç delikanlilar ve kizlarla birlikte Sol y Vida (Günes ve Yasam) adli bir gruba dahildik... Tiyatro oyunlari, daglara, denize geziler düzenledik, jimnastik yaptik... Hem kültürel hem de tazeleyici bir gruptu... Daima bir seyler üstüne bir nebze [de olsa] (egitsel) konusmalar olurdu. Ve bu sayede, fikirler tesvik edilir, erkek ve kadin yoldaslar olma hissi yaratilirdi. Insanlar sendika toplantilarina ve benzerlerine gidiyordu, bu dogru, ancak grubumuz içindeki iliskiler çok daha candandi, açiklamalar daha kapsamliydi. Bizim çok köklü bir sekilde, ideolojik olarak biçimlendigimiz yer iste burasiydi."
Dogrudan eylem, tek tek her eylemin ve bütünün amacinin insanlarin kendi güç ve kapasiteleriyle irtibata geçmesini, kendilerini ve yasamlarini belirleyen erki geri almalarini saglayacak yollari sunmasi demektir. Bu, demokratik bir sistemde bile olan daha beylik politik faaliyetten ayirt edilmelidir. Anarsistler, politikacilara basinç uygulamak için çikar gruplari olusturarak degisimi gerçeklestirmeye tesebbüs etmenin yerine, deneyimimizin, anlayisimizin ve eylemlerimizin degisime kilavuzluk edebilecegi ve [degisimi] gerçeklestirebilecegi örgütlenmelerde biraraya gelerek, kendimiz adina düsünmeyi ve eylemeyi ögrenmemiz gerektiginde israr ederler. Bilgi deneyimden önce gelmez, onu takip eder: "Çalismaya karar vererek ise basladik, ve çalisarak ögrendik... Liberter bir toplumda nasil yasayacagimizi, onun içinde yasayarak ögrenecegiz." Insanlar özgür olmanin nasil bir sey oldugunu ancak özgürlügü uygulayarak ögrenebilirler: "Gelecek için hazir-kalip [ready-made] insanlarla kendimizi bulacak degiliz... Yetilerinin sürekli isletilmesi olmaksizin, özgür insanlar olmayacaktir... Dissal devrim ve içsel devrim birbirini gerektirir, ve basarili olmak için es zamanli olmalari gerekir."
Günlük gereksinim ve deneyimlerden kaynaklanan dogrudan eylem faaliyetleri, insanlarin yasamlarinin denetimini ele geçirebilecekleri yollari temsil eder. Feministlerin ögrendigi üzere, --ister bilinç-yükseltme gruplari isterse topluluk örgütlenmelerinde olsun-- insanlar kendi durumlarini degistirmek için faaliyet gösterirken, bu gibi faaliyetlere katilim hem içsel hem de dissal etkilere sahip olacaktir. Bu tür bir mesguliyet insanlari güçlendirir ve yeniden birlikte hareket etmelerini destekler. Soledad harekete aktif katilimin kendi yasami ve arkadaslarinin yasamlari üstündeki etkilerini [söyle] betimliyordu: "Genç bir miltanin yasami inanilmaz bir yasamdi. Mücadeleye, bilgiye, toplumu yeniden sekillendirmeye adanmis bir yasam. Bir tür çoskunluk ile karakterize ediliyordu... Bu çok güzel bir gençlik, bir yoldaslikti... Nerede olursa olsun, grevlere ve eylemlere katiliyordum daima. Çok az bir seyle yasiyorduk... Erkekler ve genç delikanlililar bizden biraz daha fazla kazaniyorlardi --ancak aslinda buna gücenmiyorduk... Bazen, yanlizca havayla besleniyormusuz gibi geliyordu." Güçlenme hissi Enriqueta'nin anilarinda da belirgindir: "O yoldaslarin sevgisi ve o görüs öylesine kuvvetliydi ki, Bakire Mary 'nin [Isa'nin annesi] kendisi ile bile savasabilirdik!"
Dahasi, dogrudan eylem yanlizca ona katilanlari güçlendirmekle kalmiyor, anarsistlerin "eylemle propaganda" [ing. propaganda by deed] dedikleri sey sayesinde digerlerini de etkiliyordu. Siklikla, bu terim bomba atma, suikast girisimleri ve benzeri seyler anlamina geliyordu. Ancak, segiledigi olumlu örnekle taraftarlari cezbeden bir tür örnek eylemlilige gönderme yapan baska bir anlami da vardi. Eylemli propagandanin bu güncel örnekleri gida veya gündüz bakimi [çocuk ve yaslilar için gündüz saglanan bakim hizmetleri] kooperatifleri, kolektif olarak isletilen isler, esit ter dökülen [ing. sweat equity] eviçi emegi programlari, kadinlarin saglik [konusunda] özyardim kolektifleri, kentsel isgal evleri, veya kadinlarin baris kamplarini içerir. Bu faaliyetler katilanlari güçlendirirken, digerlerine de hiyerarsik olmayan örgütlenme biçimlerinin var oldugunu ve olabildigini --ve etkili bir sekilde isleyebileceklerini-- gösterir.
Açiktir ki, bu eylemlerin arzulanan güçlendirici etkilerinin olmasi isteniyorsa, tepeden tasarlanmak ve yönlendirilmek yerine, büyük ölçüde kendiliginden ortaya çikmis olmalari gereklidir. Bu nedenle, anarsistler "kendiliginden örgütlenme" stratejisine, yerel gruplarin zorlayici olmayan federasyonlarina baglidirlar. Amaç, yerel grup (sendikalar, semt birlikleri, tüketici kooperatifleri ve benzerleri) temsilcilerini biraraya getiren, "federatif ag" diyebilecegimiz araçla, zorlama olmaksizin düzeni saglamaktir. Hayati nokta, ne bireysel gruplarin ne de daha büyük koordinasyonu [saglayan] organinin digerleri adina konusma veya eyleme hakkinin olmamasidir. Ideal olarak, bunlar yönlendirici örgütlenmeler olmaktan ziyade tartismalarin [yapildigi] forumlar olmalidirlar. Kendiliginden örgütlenme, pratikte, tahakküm yasayanlarin hala rasyonel düsünme ve eyleme yetisine sahip oldugunu, ihtiyaçlarinin neler oldugunu bilebileceklerini ve bunlari karsilayacak yollari gelistirebileceklerini ortaya koyacaktir.
HAZIRLIK
En sonuncusu, ve en önemlisi, dogrudan eylem ancak "hazirlik" baglaminda gerçeklesebilir. Federica Montseny'nin sözleriyle, "Una revoluciòn no se improvisa" (devrim dogaçlama gerçeklestirilmez). Her ne kadar herkes toplumsal iliskilere katilimi temelinde bir esitlik ve adalet hissine sahip olsa da, neredeyse içgüdesel [olan] bu his devrimci eyleme yol açmakta yetersizdir. Hazirlik, hem insanlara [içinde bulunduklari] kötü durumlarinin komünal dogasini ve baglamini göstermek, hem de kolektif eylemliliklerinin olabilirliginin farkina varmalarini saglamak için gereklidir. Böylesi bir hazirlik olmaksizin, "devrim" sadece otoritenin yeni biçimlerde tekrar kurumsallasmasina yol açacaktir. Aslinda, Rus Devrimini takip eden yillarda yazan pek çok anarsist, yeterli hazirlik olmadiginda hiyerarsinin nasil kolayca yeniden dayatildiginin olumsuz bir örnegi olarak SSCB'ne dikkat çekti.
Ancak ne kadar çeliskili gözükse de, insanlar kendi adlarina kendiliginden harekete geçmeye hazirlanmalidir. Marksla birlikte, anarsistler de bilinç-yükseltme dedigimiz sey için en iyi teknigin, en iyi hazirligin eylem olduguna inanirlar. "Kapitalizm ölümcül bir sekilde yaralanmistir, ancak can çekismesi, biz onu basarili bir sekilde baska bir seyle degistirene degin sürecektir. Ve bunu, kulaga hos gelen laflarla degil, yapici ve örgütleyici kapasitemizi sergileyerek basaracagiz." Insanlar, yasamlarinin somut gerçekliklerini [algilayislari] üstüne yansitarak --siklikla kendilerinin ve baskalariniin faaliyetleri ile kivilcimlanan bir yansima-- elestirel, devrimci bir bilinç gelistireceklerdir.
Kadinlarin özel gereksinim ve durumlarina, ve Mujeres Libres'in faaliyetlerine dikkat edilmesi, bilinç- degisimi sürecinin çok yönlü dogasinin açiklanmasina ve bugünkü pek çok tartismayla [olan] ilgisinin anlasilmasina yardim edebilir. Yukarida, Ispanyol anarsistlerinin, hazirligin önemli bir baglaminin, isçi-sinifi örgütlenmelerine, özellikle de sendikalara katilim olduguna degindiklerinden bahsettim. Ancak, Bakunin'i izleyerek ve Marks'dan koparak, kentli sanayi isçilerinin devrimci bilince erisme yetisine sahip yegane insanlar olmadigini da vurguladilar. Sanayi isçilerinin yanisira kirdaki köylüler ve kentli küçük burjuvazinin üyeleri de kendi ezilmisliklerinin bilincini gelistirebilir ve devrimci harekete katilabilirler. Birçok kadin, özelde hareketin erkek kentli sanayi proletaryasina vurgu yapmasini elestirdi. Örnegin hem Ispanyol devriminin hem de Mujeres Libres'in oldukça aktif bir destekleyicisi olan Emma Goldman, daha önceden "anarsistler bugünkü asil seytanin ekonomik oldugunda görüs birligi içindedir" demisti, ancak, "onlar [anarsistler] bu seytana karsi çözümün, ancak yasamin her evresinin --kolektif oldugu kadar bireysel; dissal oldugu kadar içsel evrelerinin-- göz önüne alinmasiyla ortaya çikabilecegini savunuyorlardi." diye altini çiziyordu. [Alti çizili kisim orijinal metinde vurgulu] Is yerinin tahakküm iliskilerinin ne yegane baglami, ne de bilinç-degisimi ve güçlenmenin gerçeklesecegi yegane potansiyel olmadigi çok açiktir ki kadinlar için, ancak erkekler için de gayet dogrudur. Tam olarak sekillenmis [parçalari bütünlesmis] bir hareket, hükümet, dini kurumlar ve --belki de en çarpici sekilde kadinlar için-- cinsellik ve aile yasami da dahil olmak üzere, tüm hiyerarsik kurumlari dönüstürmelidir.
Hazirlik, bu nedenle ekonomik baglamin yanisira toplumsal baglamlarin çesitliligi içinde gerçeklesebilir ve gerçeklesmelidir. Hem Enriqueta hem de Azucena, anarsist perspektifleri "annemizin sütüyle" az ya da çok bilinçsiz bir sekilde beslenmekten bahsederler:
"Annem ... neredeyse dindar bir kisinin çocuklarina dini ögretmesi gibi, eylemleriyle olsun, kendisini ifade edis biçimiyle olsun, veyahut onu umut ettiklerini, onu arzuladiklarini daima söylemek suretiyle olsun, bize anarsizmi ögretti --ancak dindar bir kisinin yapacaginin aksine bize bunu dayatmaya çalismaksizin ... Neredeyse bunlari bize ögretmemis, biz bunlari yasamis, bunlarla dogmustuk. Sizin dikis dikmeyi veya yemek dikmeyi ögrenmeniz gibi ögrenmistik bunlari."
Yasaminin daha sonraki kisminda hareketin parçasi olanlar için, ögrenme süreci açikça farkliydi. Örnegin Pepita Carpena, davaya [amaca] genç taraftarlar çekmek umuduyla gençlerin sosyal toplantilarini sikça katilan sendika örgütleyicileri tarafindan bu düsüncelere çekilmisti. Barcelona'da hem CNT hem de Mujeres Libres içinde oldukça faal olan Soledad Estorach, "anarsist komünizm" hakkindaki ilk bilgilerinin büyük bir kismini gazete ve dergileri okuyarak edinmisti.
Anarsistler --dar anlamiyla-- egitim pratikleriyle, toplumsal onama veya kinamanin toplumsal denetim mekanizmalarinin devamini sagladigi süregiden kurumlara olan katilim arasindaki karsilikli bagimliligin uzun süredir farkindaydilar. Proudhon'un "yaklasmakta olan [ing. imminent] adalet" --adalet algisini diger insanlarla olan iliskilerimiz sayesinde gelistirdigimiz iddiasi-- tasarimi bazi Ispanyol anarsist yazarlar tarafindan dogrudan benimsenmisti. Mella, toplumun yegane uygun düzenleyicisinin, insanlarin, kendi degerlerini ve digerlerinin esit degerlerini fark eden ve geçerli kilan kurumlara katilimlari sayesinde ögrendikleri adalet duygusu oldugunu söylüyordu. Böylesi bir katilim sonucu gelisecek olan kolektif duygu, insanlara kilise veya devlet tarafindan dayatilan herhangi bir [adalet hissinden] çok daha güçlü ve kalici bir adalet hissine dönüsecektir. "Adaleti uygulamak" diye vurguluyordu Proudhon, "toplumsal içgüdüye itaat etmek demektir". Baskalariyla etkilesimimizi sekillendiren kaliplar, kendimizin ve digerlerinin kim oldugunu ve adaletin ne oldugunu ögrenmemizi ve tecrübe etmemizi saglar. En iyi ve en etkili egitsel sistem bu nedenle toplumun kendisidir.
Adalet hissinin gelismesindeki bir baska etkin faktör, Mella'nin "ahlaki zorlama" (coacciòn moral) dedigi kamuoyu görüsüdür. Ahlaki hissimiz, baslangiçta bizim disimizdan gelebilse de, en nihayetinde adalet hissi olarak kavranan ve kendi kendimizi düzenlememizin temeli haline gelen "karsilikli etkilerin degisimi"nden gelisir. Iyi biçimlenmis bir esitlikçi toplum, kendi haline birakilirsa tam bir adalet duygusuna sahip insanlar ortaya çikaracaktir; böylesi bir histen yoksun gözüken herhangi birisi digerlerinin görüsleriyle kontrol altinda tutulacaktir. Zamanla, bu görüslerin egitici bir etkisi olacaktir; kamuoyu görüsü vicdan olarak içsellestirilecektir.
Anarsistlerin hedefi bu nedenle, digerlerini ve kendisini gözetme sorumluluguna el koyarak böyle bir ahlaki hissin olusmasini engelleyen kurumlarin --örnegin, kilise, yargiçlar ve mahkemeler-- ortadan kaldirilmasi olacaktir. Böylesi otoriteler bir kere ortadan kaldirilinca, karsilikli iliski [ing. reciprocity] davranisin normu haline gelecektir; basitçe topluluk içinde yasamak --açik egitsel sistem baglaminda onun faaliyetlerine, komünal sahiplige ve mülkiyetin yok edilmesine katilmak--, böylece toplulugu sürdürmek için gerekli olan bireyin adalet hissinin gelisimini canlandirmak ve korumak için yeterli olacaktir.
Bu durusun karmasikligi, özellikle kadinlarin ikincil konuma getirilmesi ve güçlendirilmesine yönelik çabalara baktigimizda oldukça açik bir sekilde ortaya çikar. Hem sendika temelli bir stratejiyi önemle vurgulayanlar, hem de kadinlarin ikincil konuma getirilmesinin daha genis kültürel bilesenleri üstünde israr edenler, kadinlarin kültürel ve ekonomik olarak asagilandigini ve güçsüzlestirildigini kabul etmektedir. Her ikisi de araç ve amaçlarin siki sikiya bagli oldugu perspektifini kabul eder. Ancak bu ilke ve perspektifler pratikte nasil gerçeklestirilecektir? Yirminci yüzyilin basi Ispanya'sinin erkeklere bagimli oldugunu düsünen (ve baskalarinca da böyle görülen) kadinlari, kendi kapasitelerini ve yeterlilik hissini gelistirecek sekilde davranmaya nasil baslayacaklardi?
Bu sorular, tabii ki devrimcilik iddiasindaki bir hareket için hayati olacaktir, çünkü bir kimsenin kendi kapasite ve güçlerinin farkina varmasi tam da ezenlerin ezilenlere vermeyi reddettikleri bir seydir. Ancak perspektifin önemi konusundaki ittifak bile onun uygulamadaki etkileri üstünde oybirligi saglanmasini garanti etmez. Aslinda, Ispanyol toplumu içindeki isçi sinifindan kadinlarin ikincil konuma getirilmesine deginmenin ve meydan okumanin en iyi nasil olacagi sorusu, anarko-sendikalist hareket içinde asla tam olarak çözülmemistir. Mujeres Libres, tam da bu güçlenmenin nasil basarilacagi konusunda hareketin aktivistleri arasindaki görüs ayriliklarindan ortaya çikmistir.
Meseleler 1981'de yaptigim röportajlar sirasinda dramatik bir sekilde gelisti. Bir eski aktivistler grubu toplanti yapiyor ve CNT ile FIJL'li yillari aniyordu. FIJL ve ateneos'larin yirmiler ve otuzlarda genç insanlarin zihinlerini yeni fikirlere açilmasindaki rollerinin bir süre tartisilmasinin ardindan, tartisma kadinlarin kurtulusuna yöneldi. Iki farkli ancak güçlü bir sekilde savunulan konum öne çikti. Birisi, kendisini kadinlarin kurtulusunun güçlü bir destekçisi olarak tanimlayan bir erkek tarafindan dile getirildi; anarsist erkeklerin bile [kadin] yoldaslarinin kendilerine tabi olmasini verili kabul etme egiliminde olduklari hakkindaki düsüncesini rahatlikla ifade etti. Tam da kadinlarin kültürel tabi kilinmasi [alta siralanmasi] nedeniyle, anarsistlerin bu kaliplarin degistirilmesinde öncülük etme sorumlulugunu üstlenmesi gerektigini belirtti. Kadinlarin ücretli islere girmesi yeterli degildir: "Esleri hem çalisan ve hem de hala bütün evislerini yapan pek çok kadin vardir." Bunca yillik toplumsallasmanin ardindan, kadinlarin tümü geleneksel rolleri hala üstlenmeye hazirdirlar. Kendi kapasitelerinin farkinda olan erkeklerin inisiyatifi üstlenmesi, ve [kadin] yoldaslarini daha fazla özyönelim ve özerklik için cesaretlendirmesi gerekir demektedir.
Diger durus ise, Otuzlarda Juventudes'in aktivisti olan ve yasami bu katilim sayesinde kökten degismis olan bir kadin tarafindan sekillendirilmisti. O da ayni sekilde kadinlarin kurtulusuna kendisini adamisti. Ancak o, [erkek] yoldasinin inisiyatifi erkeklerin üstlenilmesi gerektigi seklindeki israrina siddetli bir sekilde karsi çikiyordu. [Bir önceki durusu savunan erkek anarsistin] günümüz feministlerinin "evisi politikasi" dedigi seyin üzerine odaklanmasinin yanlis [odaklanma] oldugunu belirtti. Ana sorunun tabaklari kimin yikadigi veya evi kimin temizledigi olmadigini, ancak bir kadinin istedigi yere gidebilmesi ve istedigi seyi söyleyebilmesi oldugunda israr etti. Kadinlarin ikincil konuma getirilmesinin kökü yok saymadir. Onun sözleriyle, "toda mujer que se cultura un poco desarrolla armas" (belli bir kültür edinen (kendini egiten) her kadin silahlarini gelistirir). "Benim için önemli olan bir kadinin agzini açabilmesidir. Bu tabaklarin temizlenmesi meselesi degildir." Onun sunucusu [ing. interlocutor, oturuma/panele katilanlara sorular soran kisi], kadinin bütün evislerinden ve aileden sorumlu olmasinin onun komünal faaliyetlere katilimi engelleyeceginde israr ederken, bu kadin "toplantilara gitmek mesele degil. Toplantilara gitmek bir çesit spor. Önemli olan çalismak ve okumak" [diye] israr ediyordu.
Aralarindaki temel meselenin isin, okumanin veya evislerinin önceligi olmadigi kisa zamanda belirginlesti. [Mesele] inisiyatifti. [Erkek sunucu], kadinlarin üstlenmesi gereken kültürel ikincil konuma getirilmenin agirligi veriliyken, inisiyatifin erkeklerden gelmesi gerektiginde israr ederken; [kadin konusmaci], "bir erkek yoldasin bir kadina 'kendini kurtar [özgürlestir], ve ben sana yardim edecegim' dememesi gerektiginde [israr ediyordu.] Bir kadin kendisini kurtarmalidir. Erkeklerin yardim etmesi tamam, ancak inisiyatif kadinin olmalidir. Bu, kadinin meselesi olmalidir."
Tartismanin oldukça güncel gözükmesi hiç de sasirtici olmamali. [Tartisma] günümüz feminist hareketiyle büyümemekle beraber, ondan açikça etkilenen insanlar arasinda gerçeklesiyordu. Yine de, ortaya attiklari meseleler ve bunlari tartisirken [izledikleri] belirli yollar, bu yüzyilin baslarinin yazili tartismalarini yankilandiriyordu. 1903'de, Jòse Prat kadinlari kendi kurtuluslarinin sorumlulugunu üstlenmeye çagiriyordu. Birkaç yil sonra, Federica Montseny kadinlarin cinsel çifte standardi yikmak için çalismasinin yollarindan birisinin kendilerini ciddiye almak, kendilerine tecavüz eden [ing. seduce, bastan çikaran] ve terk eden erkekleri utanç içinde gizlemektense, ayaga kalkip [onlari] cezalandirmak oldugunda israr ediyordu. Ve Soledad Gustavo, Emma Goldman'in içsel özgürlesme hakkindaki iddialarini yansitir bir sekilde, yeni bir cinsel esitlik düzeni olacaksa, kadinlarin "düsündüklerini, fikirleri anlamak, ilkeleri kavramak, amaçlar için mücadele etmek yetisine sahip olduklarini, eylemleriyle ortaya koymalari" gerektiginde israr ediyordu.
Hepsinin degindigi sorun, tam da güçlenme ve ikincil konuma getirilmenin üstünden gelinmesi sorunudur: hem kültürel kosullanmanin etkisine hem de her kisinin potansiyel özerkliginin farkinda olmasina çalismakla tutarli olacak sekilde, bunlari en iyi nasil becerebiliriz. Yine de, kadinlarin ikincil konuma getirilmesinin önemi ve bunun anarsist proje içindeki yeri sorunu --ister Ispanyol anarsistlerinin kuramsal yazilarinda olsun, isterse daha sonra görecegimiz üzere hareketin eylemlerinde olsun-- çözülmekten çok uzaktaydi. Hareket içindeki tartismalar 1930'lar boyunca sürdü ve en nihayetinde Mujeres Libres'in kurulmasina yol açti.
Alinti: anarsist bakis
|