KATEGORİLER:

-------------------------------------------------------------------
Ekofeminizm


 Ekofeminizm

Berna Kurt


Temel Yaklasimlar ve Ayrimlar[1]
Ekofeminizm, 70'lerin sonlarinda yesil hareket ve feminist hareketten etkilesimle ortaya çikan, doganin ve kadinin ezilmisligini ayni anda sorgulamaya çalisan bir düsünce akimidir. Kendi içinde farkli egilimler barindirsa da, bu iki egemenlik iliskisindeki paralellikleri baslangiç noktasi olarak kabul eder. Kadinin dogaya erkeklerden daha yakin oldugu varsayimindan yola çikar ve çevreye dair gelistirilecek politikalarda kadinin öncü bir rol üstlenmesi gerektigini savunur. Böylece kadin ve erkek deneyimlerinin farkli oldugu ön kabulüne dayanir. Bu farkliligin temeli ve bu konuda gelistirilecek stratejiler ise ekofeministler ve diger feministler arasinda önemli bir tartisma konusudur.

Yesil Politika Içinde Kadinlar:[2]
Diger sistem karsiti hareketler gibi, yesil hareket de 70'lerde ivme kazanir. Ilk gündeme aldigi konular; nüfus kontrolü, tüketim, çevrenin kirlenmesidir. 80'lerle birlikte ormanlar gözle görülür derecede azalir, gezegenin isisi artar, sera etkisi görülmeye baslar; en önemlisi, ozon tabakasinin inceldigi farkedilir. Bu yillarda çevre, dünya gündemine girmeye baslar; hatta zamanla belli basli dünya liderlerinin katildigi çevre konferanslari düzenlenir. Somut kararlarin alindigi yapici toplantilar enderdir; çogu zaman yükselen yesil hareketin sistem içine çekilmesi önde gelen hedeflerdendir.

Yesiller, 70'lerin sonlarindan itibaren parlamentoya girmeye baslarlar. Ilk yesil parti, 1973'te Ingiltere'de kurulan “Ekoloji Partisi” dir. Fransa'da ise ilk kez yesil bir parti yerel hükümete seçilir. Ancak yesil partilerin dikkat çekmeye baslamalari, Alman Yesil Partisi “Die Grünen”in oy barajini asip Bati Almanya'da 28 sandalye kazanmasi ve Petra Kelly'nin uluslararasi düzeyde taninan bir isim olmasiyla baslar. 1984'te “Feminizm ekoloji, ekoloji de feminizmdir.” ve “Erkekler yeldegirmenleri insa ederken kadinlarin sessizce söz dinledikleri, ekmek pisirip kilim dokuduklari bir ekolojik toplum istemiyoruz.” diyen Petra Kelly, kadinlarin çogunlukta oldugu bir grubun öncülük ettigi bu partinin önde gelen isimlerindendir. Parti, kadinlara %50 temsil olanagini hedefleyen ilk partidir. Kuruldugu andan itibaren, feminist hareket ve baris hareketiyle ittifak kurmaya çalisir.

Parti, 90'lardan itibaren düsüse geçer. Ekolojiyi merkeze almak, siddete basvurmamak, ademi merkeziyetçilik ve toplumsal adaletten olusan dört temel ilkeye sahip olan parti, parti karsiti bir parti olmayi hedeflerken, kendi içinde çatisan hiziplere bölünür. Temel tartisma, Sosyal Demokrat Parti'yle ittifak konusunda yasanir. Koalisyon kurulduktan sonra da savunma, nükleer güç, NATO üyeligi ve piyasa ekonomisi gibi temel konularda görüs ayriliklari yasanir.

Partinin üst kademelerinde birçok kadin bulunmasina ve hedeflerinden birinin cinsel ayrimciligi sona erdirmek olmasina ragmen, kadin sorunu hep ikinci planda kalir.

Almanya'da çevre ve kadin sorununu dert edinen kadinlarin bir kismi bu sorunlarla ugrasirken, Ingiltere'de tarihe geçen Greenham Common deneyimi yasanir. 1981'de 36 Ingiliz kadin, NATO'nun karari uyarinca nükleer baslikli Cruise füzelerinin Greenham Common üssünde konuslandirilacagi haberi üzerine, 1 haftalik bir yürüyüs baslatirlar. Üssün ana girisinin önünde çadir kurar ve bir baris kampi olustururlar. Zaman zaman üsse girer, kendilerini tel örgülere zincirlerler. Üssü çevreleyen telleri kesmek ve tanklarin girmesini engellemek için yollari kazmak gibi anarsizan denebilecek eylemler gerçeklestirirler. Siddete basvurmadan, genis bir kamuoyu olustururlar. 10 yil kadar üssün çevresinde yasayan kadinlar, 1991'de amaçlarina ulasirlar; nükleer füzeler ABD'ye geri döner. 2000 yilinda eylem alanini tamamen terk ederler. Simdi buraya anitlarini diktirmek için kerpetenlerini açik arttirmaya çikariyorlar...

Üçüncü Dünya ya da Güney’de yasanan bir örnek de (kucaklama anlamina gelen) Chipko[3] hareketidir. 1974'te Hindistan'da, Himalayalar'daki Reni köyünde yasayan kadinlar, yikilmalarini önlemek amaciyla agaçlara sarilirlar. Gandhi'nin politikalarini destekleyen bu kadinlar, aralarindaki kadin arastirmacilarla birlikte örgütlenme çalismalari yaparlar. Bölgede 80'li yillarin baslarinda ekolojik gelisme kamplari kurulur. Bu harekette her zaman ön planda olan kadinlardir. Chipko deneyimi, Güney’in yoksul kadinlari için ekolojik mücadelenin gündelik yasamlarinin bir parçasi oldugunun göstergesidir.

Bu örneklerin yanisira, Misir'da kadinlar Marvit Gölü kirlenmesine karsi savasir; Kenya'da Greenbelt hareketine katilirlar. Banglades'teki kadinlar toksik atiklara, Ghana'dakiler toprak erozyonuna karsi mücadele ederler. Peru'da, alternatif atik toplama yöntemleri gelistirirler. Brezilya'da deniz kaplumbagalarini korumaya çalisirlar. Batida, Hollanda'da çevre için mücadele eden sivil toplum örgütleri koalisyonlari olustururlar; Ispanya'da organik çiftçilik için lobi yaparlar ve ABD'de fazla atiga karsi savasirlar...[4]


Ekofeminizmin Temel Varsayimlari:
Ekofeministlerin hepsinin kabul ettigi, temel görüsler sunlardir:

1) Kadinlarin ezilmesi ve doganin sömürülmesi arasinda önemli baglantilar vardir.

2) Kadinlarin ve doganin sömürülmesi baglantili oldugundan, kadinlar yesil hareket içinde aktif rol oynamalidirlar.

3) Ataerkil sistemde kadin dogaya (ve özel alana), erkek ise kültüre (ve kamusal alana) yakin görülür. Doga kültürden asagi bir konumda tasavvur edildigi için, kadin da erkekten asagi görülmüstür.

Kadinin dogayla özdeslestirilmesinde çocuk dogurma ve büyütme yetisi önemli rol oynar. Ataerkil sistemin tarihsel gelisimine bakildiginda, ilk çaglarda avcilik yapan, savasan ve bos zamani daha çok olan erkegin zamanla kültür tekelini olusturdugu görülür. Kadinin emegi küçük görülmeye baslar. Tarimin gelismesi, mülkiyetin olusmasi ve köleligin kurumsallasmasiyla birlikte erkek, sabana sürdügü hayvana, ektigi topraga ve mali olarak gördügü kadina hükmetmeye baslar. Toprak, erkegin reisi oldugu ailenin mülkiyeti haline gelir, miras baba tarafindan geçmeye baslar.

Ortaçaga ve Kalvinist Reformasyon dönemine geldigimizde, doga ve kadin seytanin temsilcisi olarak görülmeye baslar; bagimsiz kadinlar cadi avlarina kurban gider. Sonraki yüzyillarda Aydinlanma'nin kartezyen düalizmi ve Newton fizigiyle bilim, dogayi kontrol etmeye yarayan bir araç olarak görülmeye baslar. Sömürgecilikle birlikte, doganin sömürülmesinin dünya çapinda mesrulastirilmaya çalisilir. Günümüze gelindiginde ise, Bati’nin bilimsel sanayi devriminin adaletsizliginin dogurdugu aci sonuçlar yasaniyor. Militarizm, fakir ülkelerin zengin ülkelere olan borçlari, Kuzey-Güney uçurumu artti. Nüfus artisi, dogal kaynaklarin tüketimi, kirlenme, devlet siddetiyle birlikte küresel çöküsü yasiyoruz.[5]

4) Feminist ve yesil hareketler esitlikçi, anti-hiyerarsik sistemleri savunurlar. Ekofeminizm de, emperyalizme, heteroseksüellik dayatmasina, militarizme ve kapitalizme karsi çikar ve farkli ezilme biçimleriyle de ilgilenir.

5) Yeryüzü temelli bir bilinç için yaratmak için farkli tinsellikler olusturmak gerekir.

Ekofeminizmin Farkli Yorumlari:
90'larin baslarinda ekofeminist yaklasimlar su sekilde kategorize edilmeye baslanir:

1) Kültürel (ya da biyolojik temelli) ekofeminizm:
Kadinin dogayla özdesleltirilmesini çocuk dogurma ve büyütme yetilerine baglar ve bunu yüceltir. Kadin duyarliligini, erkek rekabeti ve iktidar anlayisina karsi koyar. Temel amaci, gezegeni tehdit eden yikici pratiklerin önüne geçecek yeni bir yeryüzü temelli bilinç gelistirmektir. Bunun için daha gizemsel kaynaklara yönelirler; dissal bir 'dogru'dan mesaj beklemeye, açiga çikarilacak bir “dogru” aramaya girisirler. Politik dinamik, tek tek her bireyle gizemsel kaynak arasindadir. Insan zekasini asan bir öte dünya gerçekligi öngörülür ve Tanriça'ya tapinmaya, paganizme, büyücülüge veya eski yeryüzü temelli dinlere dönülür. Kültürel ekofeminisler dogayla özdesliklerini çesitli sanatlar yoluyla dile getirirken, mitlerin anlatimina yönelir, cadi meclislerini yeniden canlandirirlar. Organik yiyecek birlikleri olusturur, baris kamplari düzenler, dogrudan çevre eylemlerine katilirlar.

Bir “öte dünyasal” ya da “iç dünyasal”dogru kaynagina baglilik, uzun vadede apolitiklige yol açabilir. Ayrica maddi dünyadan çekilmeyi öngören bir tinsellik arayisi çok az sayida kadinin yapabilecegi bir seydir; ataerkil sistemde çok az kadinin bunu yapabilecek zamani ve toplumsal özgürlügü vardir. Bunun yanisira, Tanriça'yla kurulan gizemsel bir iliskinin, kadinlar maddi anlamda ataerkil sistemi yenilgiye ugratamadikça, cinsiyet esitligine yol açmasinin hiçbir dünyevi nedeni yoktur.

Kültürel ekofeministler, kadinlarin çocuk dogurma ve büyütme yetilerini dogalarina (biyolojik nedenlere) baglarken özcü (essentialist) olmak ve bu yolla ataerkil sistemin düalizmlerini yeniden üretmekle elestirilir. Çünkü bu biyolojik determinizm, kadinlarin ezilmesinin temel kaynaklarindan biridir. Kadinlarin degerlerinin erkeklerininkine üstünlügünü kanitlamaya çalisirken, bunlari öne sürmek tehlikelidir.

2) Toplumsal ekofeminizm:
Kadin ve doga iliskisini, toplumsal düzeyde yaratilan ve bundan dolayi toplumsal düzeyde çözülecek bir iliski olarak görürler. Ataerkil sistemin düalizmlerine kökten karsi çikarlar ve düalizmler ve hiyerarsilerin, çesitlilik ve birbirine baglilikla ifade edilen ekolojik hayata uygun olmadigini savunurlar. Kadin ve doga iliskisi onlar için, doga-kültür farkliligini kaldiracak farkli bir kültür, politika ve özgür bir toplum yaratmak için seçilmis stratejik bir noktadir.

3) Feminist çevrecilik:
Bu iki farkli yaklasimin[6] yanisira, üçüncü dünyali ya da güneyli kadinlarin farkli yaklasimlari da vardir. Hindistanli Bina Agarwal'[7]in görüsleri bunlara bir örnek olusturabilir. Agarwal'a göre, Batili ekofeminist literatür, toplumsal cinsiyet ve çevre iliskisini tamamen ideolojik terimlerle kavramlastirir. Gelismekte olan ülkelerdeki ekofeministler ise, bu iliskinin maddi temellerine bakar ve 'feminist çevrecilik' (feminist environmentalism) alternatifini gelistirirler. Batili ekofeministleri elestirdikleri temel noktalar sunlardir:

1) 'Kadin' tek bir kategori olarak kabul edilir; sinif, irk, etnisite... farkliliklari, dolayisiyla farkli ezilme biçimleri gözardi edilir.

2) Kadin ve doganin ezilmesini ideolojik temellerle açiklarken, bunun ekonomik ve politik iktidara bagli, maddi sebepleri gözardi edilir. Ideolojik alanda bile, toplumsal, ekonomik, politik yapilarin üretimi ve dönüsümü konusunda çok az sey söyler.

3) Kadinlarin dogayla maddi iliskisini gözardi eder ve sadece bu iliskinin nasil olmasi gerektigini söylemekle yetinir.

4) Kadinlari dogaya biyolojik özelliklerinden ötürü yakin gören ekofeministler özcülük (essentialism) tuzagina düserler. Kültür, doga, cinsiyet... tarihsel ve toplumsal olarak insa edilmistir ve farkli zamanlarda ve kültürlerde degiskenlik gösterirler.

Güneyli yoksul kirsal kesim kadinlari, aralarinda farkliliklar olsa da, genelde dogaya maddi anlamda bagimlidirlar. Genelde tarimla ugrasan, su tasiyan, gerekli yakiti saglayan kadinlardir. Bu yüzden kadinlarin, dogaya dair, eski kusaktan da devraldiklari bir bilgileri vardir. Bu bilgi, modern bilim tarafindan marjinallestirilir.

Mücadele, kaynaklari elinde bulunduran, kontrol eden, egemen gruplara ve egitim, medya, din, hukuk...(devletin ideolojik aygitlari) yoluyla kaynaklar hakkinda bilgi üretenlere karsi yapilmalidir. Çevre sorunlarindan birinci derecede etkilenen yoksul, kirsal kesim kadinlari örgütlenmelerin ön safhalarinda, karar mekanizmalarinda yer almalidirlar.

Kadin ve doga iliskisi; üretim, yeniden üretim ve bölüsümün toplumsal cinsiyet baglaminda örgütlenmesine bakarak incelenmelidir. Mücadelenin feminist cephesinde, toplumsal cinsiyet kavrami ve cinslerarasi isbölümü sorunu üzerinde yogunlasilirken; yesil cephesinde, doga ve insan iliskisi incelenmeli ve doganin az sayida insanin mükiyeti haline getirilmesine karsi çikilmalidir.



KAYNAKLAR:
-Sinirlari Yikmak; Feminist, Yesil Bir Sosyalizme Dogru, Mary Mellor, Ayrinti Yayinlari, 1992.
-Olagan Ülkeden Olaganüstü Ülkeye, Türkiye’de Çevre ve Siyaset, Semra Somersan, Metis Yayinlari, 1993.
-Ecofeminism, Maria Mies ve Vandana Shiva, Fernwood Publications, Halifax, Nova Scotia, Kanada, 1993.

-“The Gender and Environment Debate: Lessons from India”, Bina Agarwal. Feminist Studies 18, s.1 (Bahar 1992).
-“Greenham Common Kadinlari”, derleyen: Beril Eyüboglu, Pazartesi Dergisi, Ekim 2000, sayi: 67, s: 26.
-“Women, Gender, Feminism and the Environment”, Lorraine Elliott, The Gendered New World Order: Militarism, Development and the Environment, yay: Jennifer Turpin, Lois Ann Lorentzen, 1996.
- Konferans bildirileri: The International Association for Feminist Economics 2000, Bogaziçi Üniversitesi, 15-17 Agustos 2000.


-www.spunk.org, Ecofeminism, Rosemary Radford Reuther.
-www.envirolink.org, What is Ecofeminism Anyway.
-http://homepage.ntlworld.com, What is Ecofeminism.
-www.starhawk.org.



________________________________________
[1]Ekim 2001’de Bogaziçi Üniversitesi Kadin Arastirmalari Kulübü’ne yapilan aktarimin notlaridir. Resim su kaynaktan alinmistir. http://www.starhawk.org/
[2]Ayrintili bilgi için bkz. Sinirlari Yikmak; Feminist, Yesil Bir Sosyalizme Dogru, Mary Mellor, Ayrinti Yayinlari, 1992.
[3]Ayrintili bilgi için bkz. Ecofeminism, Maria Mies ve Vandana Shiva, Fernwood Publications, Halifax, Nova Scotia, Kanada, 1993, s. 247-250.
[4]Bkz. “Women, Gender, Feminism and the Environment”, Lorraine Elliott, The Gendered New World Order: Militarism, Development and the Environment, yay: Jennifer Turpin, Lois Ann Lorentzen, 1996.
[5]Bkz. www.spunk.org, Ecofeminism, Rosemary Radford Reuther.
[6]Bkz. “Women, Gender, Feminism and the Environment”, Lorraine Elliott, The Gendered New World Order: Militarism, Development and the Environment, yay: Jennifer Turpin, Lois Ann Lorentzen, 1996.
[7]Bkz. “The Gender and Environment Debate: Lessons from India”, Bina Agarwal, Feminist Studies 18, s.1 (Bahar 1992


Alinti: E-Ütopya- www.feminisite.net