KATEGORİLER:

-------------------------------------------------------------------
Eko-Feminizm - Özcan Sezer


 Eko-Feminizm


Radikal ekoloji içerisinde degerlendirebilecegimiz ekolojik düsüncelerden birisi de eko-feminizmdir. Feminizm de kendi içerisinde Liberal feminizm, Marksist feminizm, Kültürel feminizm, Sosyalist feminizm olarak gruplandirilabilir.
Bu sayilan feminist akimlar içerisinde en yaygin olani liberal feminizmdir. Liberal feminizmin "erkekle esitlik", ve "kadin özgürlügü" gibi iki temel söylemi bulunmaktadir, liberal feministler kadinla erkegi esit hukuksal birer varlik olarak kabul etmekte ve her ikisi için de geçerli olabilecek nitelikte haklar talep etmektedirler. Kadinla erkegi ayirma düsüncesine siddetle karsi olan liberal feministler kadin sorununun aslinda insan haklari
sorunu oldugunu ve bu konudaki iyilestirmelerle bu sorunun çözülecegini kabul etmektedirler(Önder, 2003(a), s.564).
"Feminist ekoloji" deyimi ilk olarak Fransiz yazan Fronçoise d'Eaubonne tarafindan 1974'te kullanilmistir. Eko-feministlere göre yüzyillardir kadin ve doga ayni kaderi paylasmis, ikisi de hor görülmüs, asagilanmis ve ikisine de eziyet edilmistir. Günümüzdeki çevre sorunlarinin çogunda Özellikle kadinlarin sahip oldugu sezgi, bakim ve sentez yapma kabiliyetlerinin toplumlar tarafindan göz önüne alinmamasinin rolünün oldugu belirtilmektedir(Warren, 1987, s. 182).
Eko-feminizmin ilk sarti kadinlar üzerindeki tahakküm ile doga üzerindeki tahakküm arasinda düzenli bir iliskinin bulundugunun görülmesidir. Eko-feminizmin ikinci sarti, kadinlarin ugradigi zulümle doganin ugradigi zulüm arasindaki baglantilarin anlasilmasidir. Üçüncü kosul, feminist teori ile pratigin ekolojik bir perspektif tasimak zorunda oldugudur. Eko-feminizm praksis temelli bir etik kabul eder. Insanin davranislari onun inançlarini yansitir. Eger kadinlarin boyun egdirildigine inaniyorsaniz onlarin özgürlesmesi için çalisirsiniz; eger diger seyler yaninda doganin da egemenlik altina alindigina inaniyorsaniz, kisisel hareket ve davranislariniza karar verirken onlarin dogayi sömürücü bir potansiyel tasiyip tasimadiklarina dikkat edersiniz(Adams, 1994, s.94-95).
Eko-feminizm 1970'lerde kadin ve doga arasindaki baglantinin bilinçli bir sekilde ele alinmasiyla ortaya çikmistir. Ekolojik devrim, kadin ve erkek ve Insan ve doga arasindaki yeni bir cinsiyet iliskisini gerektirmektedir. Liberal, kültürel, sosyal ve sosyalist feminizm hareketlerinin tümü insan-doga iliskilerinin gelistirilmesiyle ilgilenmekte ve her biri farkli sekillerde eko-feminist bakis açisina katkida bulunmaktadir. Liberal feminizm, sürekli olarak yeni düzenleme ve kurallarla var olan yönetisim yapisi içinde reformcu çevreciligin insan iliskilerini degistirmeyi amaçlamaktadir. Kültürel eko-feminizm ekolojik sorunlari hiyerarsik yapinin elestirisini yaparak belirlemekte ve kadin ve doganin her ikisini de özgürlestirmeyi öngörmektedir(Merchant, 1992, s.184).
Sosyal ve sosyalist eko-feminizm ise analizlerini kapitalist ataerkil yapilanma üzerine yapmaktadir. Onlar ataerkil iliskilerdeki yeniden üretim sürecinde kadin egemenliginin erkeklere oranla nasil ortaya çikacagim ve üretimdeki kapitalist iliskilerin erkeklerin dogadaki egemenligiyle nasil açiklanacagim arastirmaktadir. Doga ve kadinin egemenligi, kaynaklarin piyasa ekonomisinde kullanilisiyla tamamen kisitlanmis olmaktadir. Kültürel eko-feminizm kadin-doga iliskilerini daha derinlere inerek açiklarken, sosyalist eko-feminizm daha çok egemenligin elestirisini ve sosyal adaletin saglanmasini arastirmaktadir. Eko-feminist etik,
haklar, kurallar &nb sp;ve faydalara &nbs p; dayanan geleneksel ; bir etigi &nb sp; hakli çikarmaya çalismaktadir (Merchant, 1992, s.184-185).
Michael Zimmerman derin ekolojiye karsi, gerekli bir eko-feminist formülasyonu ortaya koymaktadir. Derin ekolojinin feminist elestirisi, derin ekolojinin dogada egemenligin kökeni olarak, cinsiyet belirtmeden insan odakli oldugunu bunun da daha çok "androcentrism"(erkegi merkez alan) bir temele dayanmasini elestirmesidir. Derin ekolojinin temel eko-feminist elestirisini olusturan bu düsünce genis destek buluyor görünmektedir. Bu noktada Janet Biehl, derin ekolojiyi, eko-feministler için antroposentrisizm kavrami son derece problematik olarak görülmektedir. Derin ekolojinin antroposentrik görüsü kadinlari disarida birakmaktadir(Fox, 1995, s.272). Ancak bununla beraber eko-ferninizmin derin ekolojiyle benzer yanlari da bulunmaktadir. Her iki harekette bütünüyle egemenlik ve gemleme hedefine yönelmis olan Bati uygarligina karsi ortak bir dislama tavri içindedir. Bunun için her ikisi de reformcu tipteki çevrecilige karsi çikmaktadirlar. Ariel Kay Salleh'e göre, derin ekoloji kendi içine kapanmis bir idealizmin tutsagi olarak kalmakta ve kültürümüzün psikoseksüel kökenleri ve içinden geçtigi bunalima iliskin sorunlarla basa çikmada basarisizliga ugramaktadir. Ona göre derin ekoloji hareketi erkekler, içlerindeki kadini yeniden kesfedip sevme cesaretini göstermedikleri sürece gerçek bir basariya ulasamayacaktir(Ferry, 2000, s.162).
Bookchin kadin hareketlerinin ortaya çikisini, ekolojik bunalimimizin kökenlerinde yatan hiyerarsik tahakkümü karsi-kültürden, “uygun" teknoloji seterinden ve anti-nükleer ittifaklardan daha iyi bir sekilde ortaya koydugunu ifade etmektedir. Karsi-kültür, alternatif teknoloji ve anti-nükleer hareket feminizmin gerçekten radikal olan kimi egilimlerinde belirginlesmeye baslayan hiyerarsi karsiti duyarlilik ve yapilari temel aldiginda, ekoloji hareketi mevcut anti-ekolojik toplumu ve onun degerlerini dönüstürme yolundaki zengin potansiyelini gerçeklestirebilir (Bookchin, 1996, s.77)

(Özcan Sezer -Çevre Korumaciliktan Radikal Ekolojiye)