Toplumsal Cinsiyet Politikalari Üzerinden Küresellesme
Bu yazi, Feministçerçeve 2004'de yer alan "Küresellesme, Alternatif Küresel Hareket ve Feminist Hareket Üzerine Kadinlar Tartisiyor" dosyasindan alinmistir.
Birkaç yil önce, Gloria Steinem’e, genç kadinlarin küresellesme karsiti harekete, kadin hareketinden daha çok ilgi göstermesinden endise duyup duymadigini sordum. Cevabi, “Küresellesme karsiti hareket, kadin hare¬ketidir.” oldu.
Kadinlarin küresellesme karsiti hareketin liderleri arasinda oldugu âsikar. Kanada’da, bu konuda akla ilk gelen isimler; Naomi Klein ve Kanadalilar Konseyi’nin baskani Maude Barlow. Uluslararasi düzeyde ise Vandana Shiva, Susan George ve Starhawk’u bu listeye ekleyebiliriz. Çok az sayida kadin liderin görünür oldugu bir dünyada bu, küçük bir basari sayilmaz.
Küresellesme karsiti genç eylemciler arasinda, iktidara ve ataerkiye yö¬nelen feminist elestirilerin, örgütlenme yöntemleri üzerinde derin bir et¬kisi olmustur. Kuzey’de oldugu gibi Güney’de de kadinlar, taban hare¬keti düzeyinde önemli bir rol oynamaktadirlar. Buna ek olarak, küresel¬lesmenin kadinlar üzerindeki etkisi, feminist yazarlar ve kadin gruplari tarafindan belgelenmistir.
Bununla birlikte, erkek siddeti ve üremeye dair haklar gibi bizzat kadin¬lari ilgilendiren belirli meselelerin küresellesme karsiti hareketin gündemi içerisinde kaybolup gitmesi, çok ciddi bir risk olusturuyor. Ve belki daha da önemlisi, Ikinci Dalga Sosyalist Feministleri’nin zorlu yillar boyunca gelistirdikleri ataerki ve kapitalizm elestirisi gözden kaçabiliyor.
Klein’a göre, “Toplumsal cinsiyet ve irk faktörlerinin ulus-ötesi sirketle¬rin hakimiyetindeki küresellesme içinde oynadigi role dair oldukça ince¬likli ve karmasik bir anlayis var. Fakat bu çözümlemenin disinda kalan kadin sorunlari kaybolup gidiyor. Ataerki, iktidarla iliskisi ölçüsünde elestiriliyor.”
Aslinda, ulus-ötesi sirketlerin hakimiyetindeki küresellesme karsiti hare¬ket, iktidar elestirisini erken dönem Ikinci Dalga Kadin Hareketi’nden almistir. Öyle ki, hareketlerini esitleme ugruna örgütlü yapilari terk eden feministler tarafindan yapilan hatalarin bazilari tekrarlanmaktadir. Jo Freeman, 1972 yilinda yazdigi “Yapisizlikçiligin Zulmü” isimli makale¬sinde, topluluklarda veya anarsistler arasinda dile getirilmeyen bir iktida¬rin hâlâ mevcut oldugu seklindeki gözlemini dile getirmistir:
“Kadin kurtulus hareketinin sekillendigi yillar boyunca -yegâne olmasa da- temel örgütsel model olarak, lidersiz, yapisiz gruplara büyük vurgu yapilmistir. Bu düsüncenin kaynagi, birçogumuzun kendisini içinde bul¬dugu asiri yapilandirilmis topluma; bunun digerlerine verdigi hayatlari¬miz üzerindeki kaçinilmaz kontrol yetkisine, Sol’un ve aralarinda sözüm ona bu asiri yapilandirilmisliga karsi mücadele edenlerin de oldugu ben¬zer gruplarin süre giden elitizmine karsi dogal bir tepkiydi. Ancak bu ‘yapisizlikçilik’ fikri, saglikli bir yorumlamadan çikip kendi basina hareket etme egilimine kaydi. ‘Birakiniz yapsinlar’
[2] grubu neredeyse ‘birakiniz yap¬sinlar’ toplumu kadar gerçekçidir; söz konusu fikir, güçlü ya da sansli insanlarin digerleri üzerinde sorgulanmayan bir hakimiyet kurmasi için bahane olmaktadir...”
Otuz yil sonra ise genç anarsistler, halkin huzurunda konusma, medyayla görüsme ve yazi yazma gibi geleneksel liderlik davranislarini elestirmeye kalkiyor. Klein, bazi çevrelerde sunu gözlemlemis: “Bu konulara deger verdiginizi itiraf etmenize izin verilmiyor, dolayisiyla bu konuda bir egi¬tim de yok. Yine de, birilerinin bunlari yapmasi lazim ve dogal olarak isi bu konuda becerisi olanlar yapiyor ve genelde de bu kisiler erkekler olu¬yor.”
Sonuç olarak, hareketin içindeki bazi kadinlar kendi katilimlari hakkinda derinlemesine düsünüyor. Eylemci Krystalline Kraus, yakinlarda ‘rabble.ca’da yayimlanan bir yazida; gösterilerde maskelerle ve tamamen siyahlar içinde yürüyen militan anarsist grup Black Block (Kara Blok)’la yasadigi tecrübeyi anlatir.
Kraus, “Kara Blok’u olusturmada ‘kenetlenmek,’ büyük bir esitlenme sagliyor. Herkes ayni görünüyor -hepimizin saçi saklanmis, yüzlerimiz maskelerle gizlenmis bir halde; ben, bütünle beraber hareket eden bir varliktan ne daha fazla, ne de daha azim...”diye yazar.
“Maske çikinca sorunlar da basliyor. Siddet kullanma/kullanmama mev¬zuu etrafinda gelisen tartismalarda genellikle iki erkek birbirine bagirir¬ken kadinlarin konusma firsati yakalayamamasi, bir sürpriz degil. Elbette, kadinlar harekette popüler bir yer ediniyorlar ama bazi konular bizim için hâlâ tabu. Ve hâlâ sokaklara hükmeden masizm yüzünden -özellikle bir ayaklanma sirasinda- kadinlarin söylemesi gereken sözler, göz yasar¬tici gazin sisi içinde kayboluyor.”
Kraus bir röportajda, siyasi toplantilarda kadinlar komitesi ihtiyaci bas gösterdiginde, kadinlarin genellikle hareketi bölmekle suçlandigini söy¬ledi. “Hepimizin esit oldugu var sayiliyor; eger hâlâ esit olmadigimizi ileri sürerseniz, bölücü olmakla suçlaniyorsunuz.” diye açikliyor. Bu durum, sol hareket içinde feminizmin meselelerini tartismaya açmak için yillarca mücadele veren kisilere maalesef çok tanidik geliyor.
Geçtigimiz yaz Papa, Toronto’ya geldiginde, küresellesme karsiti eylem¬ciler fakirligi ve evsizligi protesto etmek için Pope Squat
[3]’i desteklediler. “Kiliseye Meydan Oku[4]” adli bir grup, prezervatif dagitarak cinsellikle il¬gili bazi sorunlari gündeme getirdi ama Vatikan’in kadin haklarina dair politikalarini sadece bir avuç eylemci protesto etti.
Son on yil boyunca, Birlesmis Milletler’in neredeyse her toplantisinda Vatikan, kadin haklarindaki ilerlemeyi durdurmak için diger muhafazakar güçlerle ittifak kurdu. Vatikan, insan haklarinin gündemi olusturdugu 1993’teki Viyana konferansinda, kadin haklarinin insan haklari olarak ta¬ninmasina karsi bir seferberlik baslatmak için BM’deki gözlemci statü¬sünü kullandi. 90’lar boyunca Vatikan, kadinlarin üremeye dair haklari¬nin BM belgelerinde gündem olarak yer almasina engel olmak için mu¬hafazakâr güçlerle yapilan koalisyona öncülük etti.
Ne tuhaftir ki, bu uluslararasi toplantilarda, ulus-ötesi sirketlerin hakimi¬yetindeki küresellesmeye ve kadinlarin esitligine karsi çikanlar genellikle ayni güçlerdir. Benzer sekilde, ticaretin serbestlestirilmesini en çok des¬tekleyen güçler, kadin haklarini destekledigini en fazla iddia eden güçler¬dir.
Yeni bir Çag için Kadinlarla Gelisim Alternatifleri (Development Alternatives with Women for a New Era –DAWN)’den Gita Sen, “Toplum¬sal Cinsiyet Adaleti ve Ekonomik Adalet” adli yazisinda; “bazi kadinlar için, bir taraftan, küresellesmis dünya ekonomisini destekleyip tesvik edenlerle geleneksel ataerkil düzenin bozulmasini destekleyenlerin ayni olmasi oldukça ironik bir durum. Diger taraftan küresellesmeye karsi çi¬kanlarin bazilari bunu, kadinlar üzerinde güçlü bir baski kuran degerler ve denetim sistemleri adina yaparlar. Bu yüzden giderek küresellesen ve ayni zamanda kadinlarin kendi kaderini tayin hakkini sistematik bir se¬kilde hedef alan ahlâki muhafazakârligin çesitli biçimlerinin çogalmasina taniklik ettigimiz bir dünyada, kadinlarin yapmasi gereken hem ekono¬mik adalete hem de toplumsal cinsiyet adaleti duydugumuz ihtiyaci bir¬likte savunmaktir.”
Bu çeliskinin en dramatik örnegi, ABD güdümlü Afganistan isgaliyle olustu. O zamanlar davetlisi olarak katildigim Winnipeg CBC radyosuna telefon eden bir kisi, ABD Baskani George Bush’un Afganistan’a saldiri¬sini desteklemedigim için beni fena halde azarlamisti. “Bir feminist ola¬rak”, dedi, “kabul etmelisiniz ki bombalamalar olmasaydi kadinlar orada köle olarak kalacaklardi.”
Afganistan’daki kadinlarin savastan sonra daha iyi durumda olup olma¬yacaklari, yoruma açik bir meseledir. Ancak Birlesik Devletler’in ezilen kadinlarin kurtaricisi oldugunu iddia etmesi ABD’nin yönlendirdigi ve Taliban gibi köktenci rejimlerin güçlenmesini saglayan kosullari yaratan, ulus-ötesi sirketlerin hakimiyetindeki küresellesmenin tarihiyle çelisir. Suudi Arabistan’a verilen ve cinsiyet ayrimciliginin en az Taliban reji¬mindeki kadar siddetli oldugu ABD desteginden bahsetmiyorum bile. Yine de, disaridan bakildiginda, Amerika Afganistanli kadinlarin özgür¬lesmesine yardim ediyormus gibi gözüküyor.
Bu arada, Orta Dogu, Asya ve Afrika’daki anti-feminist odaklar, neoliberalizm karsisindaki muhalefetlerinden güç almayi sürdürüyor. Orada, feminizm ve ekonomik özgürlesme Bati toplumunun ikiz sey¬tanlari olarak görülüyor. Güney’deki feministler her iki ucun da barindir¬digi tehlikelerin farkindalar -bir tarafta neoliberalizm, diger tarafta köktendincilik. Kuzey’de, küresellesme karsiti hareketin içindeki femi¬nistler ise, köktencilik meselesine çok fazla enerji ayirmiyorlar.
Klein, “Din, hareket için büyük bir kör nokta olmustur” diyor. “Kök¬tenciligin kendisi ataerkinin en büyük disavurumudur. 11 Eylül’den bu yana ekonomik köktencilik ve köktendincilik konusunda küçük adimlar atildi ama hâlâ gidecek çok yolumuz var.”
Küresel Kadin Hareketi, geçtigimiz Subat ayinda Brezilya’nin Porto Alegre sehrinde düzenlenen Dünya Sosyal Forumu gibi toplantilarda temsil edilen ‘hareketlerin hareketi’ne kuskusuz tam katilim göstermek¬tedir. Orada, dünyanin dört bir yanindan 60.000 kisi -%40’indan fazlasi kadin olmak üzere- neoliberalizmin alternatiflerini tartismak için bu¬lustu. Dünya çapindaki “Köktencilige Karsi Sesini Yükselt[5]” isimli kam¬panyada, sembol olarak iri dudaklar kullanildi. Yine de yüzlerce semi¬nerde ve atölye çalismasinda, toplumsal cinsiyet analizi veya köktendinciligin kadinlarin yasami üzerindeki etkisiyle ilgili çok az tar¬tisma oldu. Bunun yerine kadinlar, konferans koridorlarinda gösteriler yaparak, tiyatro oyunlari sergileyerek ve bireysel tanikliklarin aktarimi araciligiyla sorunlarini dillendirdiler.
Esas olarak Brezilyali kadinlardan olusan Dünya Kadin Yürüyüsü
Dünya Sosyal Forumu’ndan sonra yayimlanan bir bildiride, DAWN, toplumsal cinsiyet meselelerini ele almak için yilda bir defa yapilan bu etkinlige, meydan okudu. Kadin gruplari, “Maalesef hâlâ, küresel dü¬zeyde ve diger düzeylerde, toplumsal cinsiyet esitligine dair duyarlilik ge¬listirmemis, sorumluluklari zayif, inançlari ve siyasi pratikleri ataerkillik yüklü çok fazla kisi var” seklinde konustular. “Ancak uzun zamandan beri, ilerlemeci gelisime dayanan sivil toplum örgütleri arasindaki egilim bile, toplumsal cinsiyet esitligi adina mücadele etmeyi, tek basina kadin örgütlerine birakmak yönünde.”
Dünya Kadin Yürüyüsü’nün kurucularindan Lorraine Guay da ayni fi¬kirde: “Erkeklerin de ataerkiye karsi mücadele etmesi gerekiyor; bu, sa¬dece kadinlara birakilamaz. Vandana Shiva gibi feminist liderlerin varli¬gina ragmen, bence ataerkinin siyasi çözümlemesi, Yeni Sol’un siyasi çö¬zümlemesinde disarida birakilmistir.”
Ulus-ötesi sirketlerin hakimiyetindeki küresellesme daha da militarize ol¬dukça, ataerki ve kapitalizmin ortak bir elestirisinin yapilmasi daha çok önem kazaniyor. Kuzey Amerika ve Avrupa’da küresellesme karsiti ha¬reketin belkemigini olusturan kadinlar, henüz bu konulari Güney’deki kadin gruplari kadar agirlikli olarak gündemlerine almadilar. Bunun bir sebebi, Kuzey Amerika’daki bagimsiz kadin hareketinin son on yilda gü¬cünü kaybetmesi olabilir.
Son yillarda kadin hareketinin muazzam kazanimlar elde ettigi Amerika kitasinda, neoliberalizmin yükselisine, feminizm karsiti vahsi bir tepki eslik etti. Feministler daima daha güçlü toplumsal programlar talep et¬tikleri için, feminizmi marjinalize etmek ve zayiflatmak; vergilendirmeyi azaltip kâri arttirmak amaciyla toplumsal programlarda kesintiye gitme yollari arayan neoliberalizme yardimci, önemli bir ideolojik araçtir.
Ancak buna hareket içinde de bir tepki olusmustur. Birçok defa, solcu erkeklerin kimlik politikalarinin solu mahvettigini söyledigini duydum. Kimlik politikalarinin bizi birlestirenlerden ziyade bölenler üzerinde ni¬çin yogunlastigi konusunda çok az soru soruluyor. Bununla beraber, ka¬musal politikalarimizin ve yasalarimizin kadinlari ve erkekleri; renkli in¬sanlari ve beyaz irka mensup olanlari; zenginleri ve fakirleri; escinselleri ve heteroseksüelleri farkli sekillerde etkiledigi gerçegi bâkidir ve bizim politikamiz bu farkliliklari yansitmalidir.
Küresellesme karsiti hareket, birçok açidan feminizm kültürünü kucak¬ladi ama feminist politikalari tam olarak bünyesine dahil etmedi. Kadin¬larin bireysel olarak ataerkiyle veya hareket içindeki erkek egemenligiyle ilgili meseleleri gündeme getirmesi yeterli degildir. Bu sorunlari dile geti¬ren kadinlarin güçlü toplumsal cinsiyet çözümlemeleri yapmasi da yeterli degildir. Küresellesme karsiti hareket içinde güçlü bir kadin hareketi ol¬madigi sürece, kadin esitligine dair meseleler politik gündemden düsecek ve ataerki varligini sonsuza dek sürdürecektir.
[6]’nü görmek ilham verici olsa da, ulus-ötesi sirketlerin hakimiyetindeki küre¬sellesmeye dair toplumsal cinsiyete dayali bir çözümlemenin foruma ka¬tilan birçok hareketin gündemine girmemis olmasi moral bozucuydu.
________________________________________
* “Lip service: The Anti-Globalization Movement on Gender Politics.” Herizons. Sonbahar 2002.
[1] Judy Rebick, www.rabble.ca’nin yayimcisi ve Kanada’daki Kadinlarin Statüsü Konusunda Ulusal Eylem Komitesi’nin (The National Action Committee on the Status of Women in Canada) önceki baskanidir. (ç.n.)
[2] Laissez-faire
[3] Ontario’da evsizlerin barindigi bir binanin adi.”Pope” “Papa” anlamina gelir. Polisin bi¬nayi bosaltmasini protesto etmek için yapilan eylemler de ayni adla anilmaktadir. (ç.n.)
[4] Challenge the Church
[5] Speak Out Against Fundamentalism
[6] World March of Women
|